Fotokopi Evrakı Üzerinden Yazı Ve İmza İncelemesi Yapılabilir Mi?

Çek, senet, kredi belgesi, ödeme dekontu veya taraflar arasında düzenlenmiş bir sözleşmedeki yazı ve imzaların aidiyeti uyuşmazlık konusu olduğunda, mahkemenin sağlıklı bir sonuca ulaşabilmesi için kural olarak belgenin aslı üzerinden inceleme yapılması gerekir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda adi senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda karar verilinceye kadar o senedin herhangi bir işleme esas alınamayacağı; sahtelik incelemesinde de önce isticvap, sonra huzurda yazı ve imza örneği alma, ardından gerekirse bilirkişi incelemesi yapılacağı açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa karşılaştırmaya elverişli yazı ve imzaların ilgili yerlerden getirtilmesi öngörülmüştür. Bu sistem, incelemenin teknik olarak güvenilir bir orijinal belge ve elverişli mukayese örnekleri üzerinde yapılmasını esas alır.

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı da aynı doğrultudadır: fotokopi belge üzerinden yazı ve imza aidiyeti konusunda sağlıklı ve hükme esas alınabilir bir inceleme yapılamaz. Özellikle Hukuk Genel Kurulu ve hukuk daireleri kararlarında, fotokopi üzerinden yapılan imza incelemesine dayalı raporların hükme esas alınamayacağı, belgenin aslının getirtilmesi ve mümkünse asıl belge üzerinden uzman incelemesi yaptırılması gerektiği vurgulanmaktadır.

Bu nedenle asıl sorun, yalnızca “fotokopi üzerinden inceleme olur mu?” sorusu değildir. Asıl mesele, belgenin aslına ulaşılamadığında mahkemenin bunu nasıl değerlendireceği, ispat yükünün kimde olduğu, fotokopinin delil değeri taşıyıp taşımadığı ve sonunda alacak davasının nasıl sonuçlandırılacağıdır. Özellikle alacak davası yalnızca imzası inkâr edilen fotokopi çek, senet veya sözleşmeye dayanıyorsa, Yargıtay uygulaması çoğu kez belgenin asli ispat gücünün ortadan kalktığı ve bu eksikliğin mahkeme kararına doğrudan etki ettiği yönündedir.

Yazı Ve İmza İncelemesinde Kanuni Çerçeve

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.205’e göre, mahkeme huzurunda ikrar olunan veya mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler, aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılır. Aynı kanunun 208. maddesi, bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın sahtelik iddiasında bulunması gerektiğini; 209. madde ise adi senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda karar verilinceye kadar o senedin herhangi bir işleme esas alınamayacağını düzenler. 211. maddede de sahtelik incelemesinin yöntemi belirlenmiştir: önce isticvap, sonra huzurda yazı ve imza örneği alma, ardından gerekirse bilirkişi incelemesi ve karşılaştırmaya elverişli belgelerin ilgili yerlerden getirtilmesi.

Bu sistemin mantığı açıktır. Mahkeme, yazı ve imza inkârı karşısında soyut bir kanaatle değil, teknik olarak güvenilir materyal üzerinden karar verecektir. Belgenin aslı yoksa, özellikle kalem baskısı, çizgi akışı, mürekkep geçişi, duraksama izleri, baskı derinliği ve sahtecilik belirtileri gibi asli unsur ve katmanlar kaybolur. Yargıtay’ın fotokopi belgelere mesafeli yaklaşımının arkasında da bu teknik ve hukuki gerekçe vardır.

Buna ek olarak HMK m.219 ve 220, tarafların ellerindeki belgeleri ibraz yükümlülüğünü ve mahkemenin belirli şartlarla belge aslının ibrazı için kesin süre verebileceğini düzenler. Eğer belge ispat için zorunluysa ve belgenin ilgili tarafın elinde olduğu ikrar, sükût, resmî kayıt veya başka bir belgeyle anlaşılıyorsa, mahkeme asıl belgenin ibrazını emreder; belge ibraz edilmez ve kabul edilebilir mazeret de gösterilmezse, hâkim duruma göre belgenin içeriği hakkında diğer tarafın beyanını kabul edebilir. Bu hüküm, asıl belgenin özellikle karşı tarafta veya üçüncü kişide olduğu durumlarda mahkemenin pasif kalmaması gerektiğini gösterir.

Fotokopi Evrakı Üzerinden Yazı Ve İmza İncelemesi Kural Olarak Yapılamaz

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli 2001/12-436 E., 2001/467 K. sayılı kararında, bir belgedeki imza veya yazının kime ait olduğu konusunda yapılacak bilirkişi incelemesinin konunun uzmanı tarafından ve yeterli nitelikte inceleme materyali üzerinden yapılması gerektiği; fotokopi belge üzerinde yapılan değerlendirmenin sağlıklı sonuca elverişli olmadığı kabul edilmiştir. Aynı çizgi, sonraki birçok daire kararında da tekrar edilmiştir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/3664 E., 2019/125 K. sayılı kararında, banka dekontu ve virman belgelerindeki imzaların aidiyeti tartışılmış; Daire, incelemeye esas mukayese belgelerinin bir kısmının fotokopi olduğunun dosyadan anlaşıldığını belirterek “fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılamaz” demiş ve davalıların önceki tarihlerde attıkları samimi imzaları içeren belge asılları getirtilip yeniden inceleme yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkemenin eksik incelemeyle verdiği karar bu nedenle bozulmuştur.

Aynı doğrultuda Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/7240 E., 2017/2345 K. sayılı kararında da, takibe konu bono fotokopileri üzerinden alınan imza raporunun hükme esas alınamayacağı; senet asıllarının nerede olduğu araştırılıp getirtilmesi ve incelemenin asıllar üzerinden yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, özellikle kambiyo senetleri bakımından Yargıtay’ın yaklaşımını net biçimde ortaya koymaktadır.

Yine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararlarında ve bu kararlara ilişkin güvenilir içtihat aktarımlarında, “yerleşik Yargıtay uygulamasına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılamaz” ilkesi tekrar edilmekte; inceleme için borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Fotokopi Üzerinden Hiçbir Teknik Değerlendirme Yapılamaz Mı?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Yargıtay’ın “fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılamaz” derken kastettiği, çoğu zaman kesin ve hükme esas alınabilir aidiyet tespiti yapılamayacağıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 2023/182 E., 2023/467 K. sayılı kararında, fotokopi ibraname üzerindeki imzayla ilgili ilk raporda yalnızca biçimsel benzerlikler görüldüğü, ancak inceleme konusu imzanın ve mukayese imzaların basit tersimli/polimorf özellikleri nedeniyle imzanın ilgili kişiye ait olduğu veya olmadığı yönünde daha ileri tespite gidilemediği belirtilmiştir. Belge aslı ibraz edilince yapılan incelemede de aynı şekilde kesin bir aidiyet sonucuna ulaşılamamıştır. Bu karar, teknik olarak bazen fotokopiden sınırlı gözlem yapılabilse de bunun çoğu olayda kesin sonuca elverişli olmadığını göstermektedir.

Dolayısıyla doğru ifade şudur: Fotokopi belge bazen uzman tarafından “biçimsel benzerlik”, “incelemeye elverişsizlik” veya “kesin kanaat oluşturulamaması” gibi sınırlı teknik tespitlere konu olabilir; ancak Yargıtay’ın yerleşik hukuk yargılaması uygulamasında bu tür inceleme, asıl belge üzerindeki aidiyet incelemesinin yerini tutmaz ve tek başına hükme esas alınamaz.

Çek, Senet Veya Sözleşmenin Aslına Ulaşılamıyorsa Ne Yapılır?

Belgenin aslı taraflardan birinde, bankada, noterde, icra dosyasında, savcılık dosyasında veya başka bir kurumda olabilir. Bu durumda mahkemenin ilk görevi, HMK m.219 ve 220 uyarınca belgenin aslının kimde bulunduğunu araştırmak ve gerekiyorsa asıl belgenin ibrazı için kesin süre vermektir. HMK m.220, belgenin ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna mahkemece kanaat getirilirse, belirli şartlarda belgenin ibrazı için kesin süre verilmesini ve ibraz edilmemesinin sonuçlarını açıkça düzenlemektedir.

Yargıtay uygulamasında da, mahkemenin doğrudan “asıl yok, o hâlde fotokopiyle yetineyim” demesi kabul edilmemektedir. Örneğin 19. Hukuk Dairesinin 2019/125 sayılı kararında, mahkemece önceki tarihli gerçek imza örneklerini taşıyan belge asıllarının ilgili yerlerden getirtilmesi ve ancak bundan sonra yeniden inceleme yaptırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu, asıl belgenin veya mukayeseye esas asıl belgelerin araştırılmasının zorunlu görüldüğünü gösterir.

Aynı şekilde uygulamada çek aslının bankada, icra dosyasında ya da karşı tarafta bulunabileceği durumlarda, asıl çek veya senedin getirtilmesi için mahkemece ara karar kurulması beklenir. Bir ticaret mahkemesi kararına yansıyan savcılık değerlendirmesinde de, çek aslının temin edilemediği durumda fotokopi çek üzerinde imza, yazı ve sahtecilik incelemesi yapılamayacağı belirtilmiş; ancak çek aslının davalı yandan temininin mümkün olduğu ayrıca ifade edilmiştir. Bu da, önce aslına ulaşma imkânının tüketilmesi gerektiği düşüncesiyle uyumludur.

Belgenin Aslı Hiç Elde Edilemiyorsa İmza Ve Yazı İtirazı Nasıl Değerlendirilir?

İmza veya yazı inkârı varsa ve belge aslı da elde edilemiyorsa, mahkeme artık o fotokopi belgeyi çoğu durumda kesin delil gibi değerlendiremez. Çünkü HMK m.209 uyarınca inkâr edilen adi senet hakkında karar verilinceye kadar o senet herhangi bir işleme esas alınamaz; 211. maddede öngörülen sağlıklı sahtelik incelemesi de asıl belge ve elverişli mukayese materyali gerektirir. Asıl belge yoksa, bu incelemenin güvenilir biçimde tamamlanması çoğu olayda mümkün olmaz.

Yargıtay’ın eski ve yerleşik çizgisine göre, altındaki imzası inkâr olunan fotokopi belge, kural olarak yazılı delil başlangıcı olarak da kabul edilmez. Bu ilke, HGK’nın 21.04.1993 tarihli kararına ve 16.03.2005 tarihli 2005/13-80 E., 2005/149 K. sayılı kararına atıfla birçok mahkeme ve içtihat özetinde tekrar edilmiştir. Sonkarar ve başka içtihat aktarımlarında da, imzası inkâr edilen ve aslı ibraz edilmeyen fotokopi belgenin delil başlangıcı sayılamayacağı; bu belgeye dayanılarak tanık da dinlenemeyeceği ifade edilmektedir.

Bu nedenle alacak davası yalnızca imzası inkâr edilen fotokopi sözleşmeye, fotokopi bonoya veya fotokopi çeke dayanıyorsa ve asıl belgeye ulaşılamıyorsa, davacı taraf çoğu zaman asli yazılı delille ispat yükünü yerine getiremez. Böyle bir durumda mahkemenin, “fotokopi üzerinde bilirkişi raporu alındı, bu yeterlidir” diyerek hüküm kurması Yargıtay denetiminden dönme riski taşır.

Alacak Davasında İspat Yükü Kimin Üzerindedir?

Genel ilke uyarınca, alacak iddiasını ileri süren taraf, dayandığı hukuki işlemi ve imzalı belgeyi ispat etmekle yükümlüdür. İmza inkâr edildiğinde, Yargıtay özellikle imzanın ilgili kişiye ait olduğunu kanıtlama külfetinin, somut uyuşmazlığın niteliğine göre belgeye dayanan tarafta olduğunu vurgulamaktadır. İçtihat aktarımlarında, Hukuk Genel Kurulunun 06.02.2008 tarihli 2008/12-77 E., 2008/90 K. sayılı kararına atıfla “imzanın borçluya ait olduğunu kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu, ispat yükünü ters çevirecek uygulamaya gidilemeyeceği” belirtilmektedir.

Bu yaklaşım, alacak davasında davacının “belgenin aslı bende yok ama fotokopisi var, artık davalı aksini ispatlasın” diyemeyeceği anlamına gelir. Özellikle çek, senet veya yazılı sözleşmeye dayalı alacak davasında davacı, ya asıl belgeyi getirmeli ya da asıl belgenin usulüne uygun biçimde ibrazını sağlamalı; olmazsa iddiasını başka hukuken kabul edilebilir delillerle desteklemelidir. Sadece inkâr edilen fotokopiyle davalı üzerinde ispat baskısı kurmak Yargıtay çizgisiyle uyumlu değildir.

Fotokopi Belgeye Dayalı Alacak Davası

Mahkemenin yapması gereken işlem basamakları, Yargıtay içtihatlarından şu şekilde çıkarılabilir:

Önce, belgenin aslının nerede olduğu araştırılmalıdır. Belge taraflardan birinde, bankada, noterde, icra müdürlüğünde, savcılık dosyasında veya üçüncü kişide olabilir. HMK m.219-220 ve gerektiğinde m.221 kapsamında ibraz prosedürü işletilmelidir.

Sonra, imza veya yazı inkârı varsa HMK m.211 prosedürü uygulanmalı; isticvap ve karşılaştırmaya elverişli gerçek imza/yazı örnekleri toplanmalıdır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2019/125 kararında da, önceki tarihlerde atılmış samimi imzaları içeren belge asıllarının getirtilmesi ve buna göre yeni inceleme yapılması gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Bütün bunlara rağmen belgenin aslı bulunamıyorsa, mahkeme fotokopi belgeyi çoğu kez kesin delil gibi kabul edemez. Böyle bir durumda uyuşmazlık, varsa başka bağımsız deliller üzerinden çözümlenebilir. Örneğin banka kayıtları, ödeme hareketleri, teslim-tesellüm belgeleri, ticari defterler, karşı yazışmalar, e-postalar, kabul beyanları veya asla bağlı olmayan başka ispat araçları varsa bunlar ayrıca değerlendirilebilir. Ancak inkâr edilen fotokopi belgenin tek başına sözleşmenin varlığını ve imzanın aidiyetini ispat ettiği varsayılamaz. Bu sonuç, hem HGK’nın fotokopi belgelere ilişkin yaklaşımıyla hem de daire kararlarıyla uyumludur.

Fotokopi Belgenin Mahkeme Kararına Etkisi

Asıl belge yoksa ve fotokopi altındaki imza da inkâr edilmişse, bunun mahkeme kararına etkisi çoğu zaman belirleyicidir. Çünkü böyle bir durumda:

Bir, yazı ve imza incelemesi sağlıklı biçimde yapılamaz.

İki, fotokopi belge hükme esas alınacak nitelikte kabul edilmez.

Üç, birçok durumda fotokopi belge delil başlangıcı olarak dahi değerlendirilemez.

Dört, alacak davası yalnız buna dayanıyorsa davacı ispat yükünü yerine getirememiş sayılabilir.

Bu nedenle mahkeme, imzası inkâr edilmiş fotokopi çek, senet veya sözleşmeyi esas alarak doğrudan alacak hükmü kurarsa, kararın bozma riski yüksektir. Nitekim ticaret mahkemeleri kararlarında ve Yargıtay içtihat aktarımlarında, aslı ibraz edilmeyen ve kabul edilmeyen fotokopi belge üzerinde imza ve yazı incelemesi yapılamayacağı; bu sebeple belgenin gerçekliğinin araştırılamadığı ve davanın bu ispat zaafı altında değerlendirildiği görülmektedir.

Öte yandan, alacak ilişkisinin varlığı fotokopi belge dışında başka kuvvetli ve bağımsız delillerle ispatlanabiliyorsa, sırf asıl belge yok diye her davanın otomatik reddedileceği de söylenemez. Ancak burada kararın dayanağı artık inkâr edilen fotokopi imza olmayacak; başka delil sistemi olacaktır. Yargıtay’ın itiraz ettiği nokta, inkâr edilen fotokopinin asli ve yeterli delil gibi kullanılmasındadır.

Çek Ve Kambiyo Senetleri Bakımından Özellikli Durum

Çek ve bono gibi kambiyo senetlerinde asıl belge daha da önemlidir. Çünkü kambiyo hukukunda senedin aslı, hem şekli unsurlar hem de imzanın aidiyeti bakımından merkezi önemdedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/2345 sayılı kararında, takibe konu bono fotokopileri üzerinden alınan raporun hükme esas alınamayacağı belirtilmiş; senet asıllarının getirtilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Benzer şekilde çek fotokopisi üzerinden yapılan incelemelerin de yeterli olmadığına dair içtihat aktarımları bulunmaktadır.

Bu yüzden çek veya bono bir alacak davasına ya da menfi tespit davasına konuysa ve imza inkârı varsa, mahkemenin öncelikle senet aslını bulmaya yönelmesi gerekir. Asıl getirilemiyorsa, yalnız fotokopi senet üzerinden düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi Yargıtay uygulamasına göre isabetli değildir.

Sözleşmeler Bakımından Özellikli Durum

Adi yazılı sözleşmelerde de sonuç farklı değildir. İmzası inkâr edilen fotokopi sözleşme, aslı ibraz edilmediği sürece çoğu olayda HMK m.205 anlamında kesin delil niteliği kazanmaz. Sonkarar’da yer alan ticaret mahkemesi karar özetlerinde, davacının sunduğu fotokopi senet ve sözleşme karşı tarafça kabul edilmediğinde ve aslı da ibraz edilmediğinde, fotokopi belgenin gerçekliğinin araştırılamadığı ve delil başlangıcı olarak da kabul edilmediği belirtilmektedir.

Bu nedenle sözleşmeye dayalı alacak davasında taraflardan biri “imza benim değil” dediğinde ve sözleşmenin aslı da bulunamadığında, mahkemenin sadece fotokopi sözleşme üzerinden grafoloji incelemesi yaptırıp alacağa hükmetmesi güvenli değildir. Önce aslın ibrazı, olmazsa başka delillerin varlığı ve yeterliliği tartışılmalıdır.

Türk hukukunda ve özellikle Yargıtay içtihatlarında benimsenen temel kural, fotokopi evrak üzerinden yazı ve imza aidiyeti konusunda sağlıklı ve hükme esas alınabilir inceleme yapılamayacağıdır. HMK m.208-211 sistemi, inkâr edilen yazı ve imzanın önce mahkeme önünde ve sonra gerekli görülürse bilirkişi marifetiyle, karşılaştırmaya elverişli asıl belgeler üzerinden incelenmesini öngörmektedir. Bu nedenle çek, senet, dekont veya sözleşmedeki imza ve yazının tarafa ait olup olmadığı tartışmalıysa, kural olarak belge aslının temini gerekir.

Belgenin aslına ulaşılamıyorsa mahkeme, HMK m.219-220 çerçevesinde ibraz prosedürünü işletmeli; buna rağmen asıl bulunamıyorsa inkâr edilen fotokopi belgeyi kesin delil gibi kabul etmemelidir. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre böyle bir fotokopi, çoğu durumda yazılı delil başlangıcı olarak da değerlendirilmez. Sonuç olarak, alacak davası yalnız imzası inkâr edilmiş fotokopi belgeye dayanıyorsa ve asıl temin edilemiyorsa, davacının ispatı ciddi şekilde zayıflar; bu eksiklik mahkeme kararına doğrudan etki eder ve çoğu olayda bozma veya ret sonucuna yol açabilir.

Fotokopi Belge Üzerinden İmza İncelemesi Yapılabilir Mi?

Kural olarak hayır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre fotokopi belge üzerinden yapılan imza incelemesi hükme esas alınamaz; inceleme için asıl belge ve elverişli mukayese örnekleri gerekir.

Fotokopi Belgeden Hiçbir Teknik Sonuç Çıkmaz Mı?

Bazen sınırlı gözlemsel değerlendirme yapılabilir; ancak çoğu olayda kesin aidiyet tespiti için yeterli görülmez. Ceza Genel Kurulu kararında da fotokopi ve asıl belge incelemelerinde kesin sonuca gidilemeyen örnek vardır.

Asıl Belge Yoksa Mahkeme Ne Yapmalıdır?

Önce belgenin aslının kimde olduğunu araştırmalı, HMK m.219-220 uyarınca ibraz prosedürünü işletmeli; sonra inkâr sürüyorsa HMK m.211’e göre inceleme yapmalıdır. Asıl bulunamazsa fotokopi tek başına kesin delil gibi kullanılamaz.

İmzası İnkâr Edilen Fotokopi Belge Yazılı Delil Başlangıcı Sayılır Mı?

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında çoğu durumda hayır. HGK ve daire kararlarına yapılan atıflarda, imzası inkâr olunan fotokopi belgenin yazılı delil başlangıcı sayılamayacağı belirtilmektedir.

Alacak Davası Fotokopi Senet Veya Sözleşmeye Dayanıyorsa Ve Asıl Yoksa Ne Olur?

Davacı asıl belgeyi veya başka yeterli delilleri ortaya koyamazsa ispat yükünü yerine getiremeyebilir. Mahkemenin sırf fotokopi belge ve buna dayalı raporla hüküm kurması bozma riski taşır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/13961E. Ve 2017/7306K. Sayılı İlamı

Dava, sahtecelik iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Adli Tıp Kurumunca yapılan imza incelemesine esas belgelerin bir kısmı fotokopi olup, fotokopi belge üzerinde imza incelemesi yapılamaz. Raporda da davaya konu çekteki imzanın davacı yetkilisinin eli ürünü olup olmadığı yönünde bir tespite gidilememiş olup bu durumda mahkemece, davacıya ait keşide tarihlerinden önceki tarihlere ait imza incelemesine esas olacak belge asılları ilgili yerlerden getirtilerek yeniden bir bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenemesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 25/10/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2018/3664E. Ve 2019/125K. Sayılı İlamı

Mahkemece, Dairemiz bozma kararına uyularak bozma ilamının ikinci bendi gereğince banka işlemlerine ilişkin dekontlardaki imzaların davalılara ait olup olmadığı yönünden rapor alınmış, Adli Tıp Kurumu raporunda belgeler tarih ve seri nolu olarak tanımlanmıştır. Davacı vekilinin itirazı üzerine bu kere Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünden yeniden rapor alınmış, bu raporda itiraza uğramıştır. Bu raporu düzenleyen bilirkişi kurulu ise dekontları tarih ve parasal miktar yönünden tasnif etmiş ve sonuç bildirmiştir. Bu nedenle inceleme konusu dekontların her iki raporda aynı özellikleri ile tanımlanmamış olması sebebiyle iki rapor arasında çelişki olup olmadığı denetlenememektedir. Bu itibarla mahkemece Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünden alınan rapor esas alınarak bankacı bilirkişiden alınan rapor sonucuna göre karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece yapılması gereken iş, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümünden seçilen bilirkişilerden kendilerine ek ücretde takdir edilmek suretiyle ek rapor alınarak; incelenen belgelerin tarih ve seri noları ile tanımlanmasının sağlanması, bu yapıldıktan sonra ikinci olarak her iki raporda aynı sonuca varılan belgeler ayrılarak, farklı sonuca varılan belgeler yönünden yeni bir üç kişilik heyetten her iki raporu uzlaştıracak bir rapor alınarak bu rapora itibar etmek olmalıdır. Böylece dekontlar üzerindeki imzalarda oluşan tereddüt giderildikten sonra bankacı bilirkişilerden onlara da ek ücret verilerek ek rapor alındıktan sonra oluşacak neticeye göre karar verilmesi gerekirken eksik tahkikatla yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden asıl ve birleşen dosyalar davacısına iadesine, 15/01/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

PER Legal

Per Legal hukuk bürosu temelinde müvekkillerin sorunları çözerek onların maddi ve manevi kazanımlarını hedeflemektedir. Çalışma prensibinde müvekkillerinin taleplerini hukuki zeminde birleştirerek onların en avantajlı kararları alması için yol gösterici olmaktadır.