
Fuhuş Suçu, Şartları, Unsurları, Nitelikli Halleri
Fuhuş suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 227. maddesinde düzenlenmiş olup, kanun koyucu bu maddede fuhuş yapan kişiyi değil; fuhşa teşvik eden, kolaylaştıran, aracılık eden, yer temin eden, bazı hâllerde kazancından yararlanarak geçimini sağlayan, fuhuş amacıyla sınır aşan hareketlerde bulunan ve belirli ağırlaştırıcı koşullarla bu süreci yöneten kişileri cezalandırmaktadır. Maddenin güncel yapısında çocuklara yönelik görünüm ayrı, yetişkinlere yönelik görünüm ayrı, ayrıca reklam/dağıtım niteliğindeki fiiller ve ağırlaştırıcı nedenler ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Yargıtay’ın kendi hukuki değerlendirmelerinde de TCK m.227’nin temel mantığı açık biçimde ortaya konulmaktadır: korunan hukuki yarar, genel olarak toplumun ar ve haya duyguları ile genel ahlak olup, suçun mağduru esas itibarıyla kendisine fuhuş yaptırılan kişidir; ancak kanun, mağdurun yaşına göre çocuk ve yetişkin ayrımı yapmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 18 yaşından küçüklerin 227/1 kapsamında, yetişkinlerin ise esasen 227/2 kapsamında değerlendirildiğini özellikle belirtmektedir.
Fuhuş Suçu Nedir?
TCK m.227 sisteminde “fuhuş suçu” tek hareketli bir suç değildir. Kanun, birden fazla seçimlik hareket ve görünüm biçimi öngörmüştür. Buna göre çocuk açısından fuhşa teşvik etme, yolunu kolaylaştırma, bu maksatla tedarik etme, barındırma ve aracılık etme; yetişkin açısından ise fuhşa teşvik etme, yolunu kolaylaştırma, aracılık etme veya yer temin etme suç olarak düzenlenmiştir. Ayrıca fuhuş amacıyla hazırlanan bazı ürünlerin verilmesi, dağıtılması veya yayılması; cebir, tehdit, hile ya da çaresizlikten yararlanılarak fuhşa sevk; belirli yakınlık ve nüfuz ilişkileri; örgüt faaliyeti ve tüzel kişi güvenlik tedbirleri de maddede ayrıca yer almaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, TCK m.227 bakımından “fuhuş” kavramının kanunda ayrıca tanımlanmadığını, ancak bu suç tipinde esas olanın belirli kişilerin para karşılığı cinsel ilişkiye yönlendirilmesi veya bu sürecin organize edilmesi olduğunu kabul etmektedir. Yargıtay’ın kendi değerlendirmesinde suçun ağırlık merkezi, bizzat cinsel ilişki değil; o ilişkinin kurulmasına yönelik teşvik, organizasyon, kolaylaştırma ve sömürü davranışlarıdır.
TCK m.227’de Korunan Hukuki Değer Nedir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre fuhuş suçu ile korunan hukuki yarar genel olarak toplumun ar ve haya duyguları ile genel ahlakın korunmasıdır. Bunun yanında özellikle çocuklar yönünden çocuğun beden ve cinsel bütünlüğü de daha yoğun biçimde korunmaktadır. Bu nedenle aynı madde içinde çocuk ve yetişkin mağdur arasında farklılaştırma yapılmıştır.
TCK m.227/1 Kapsamında Çocuğun Fuhşu Suçu Nedir?
Maddenin birinci fıkrasına göre, çocuğu fuhşa teşvik eden, yolunu kolaylaştıran, bu maksatla tedarik eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişi dört yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca kanun, bu suçun işlenişine yönelik hazırlık hareketlerini de tamamlanmış suç gibi cezalandırmaktadır. Bu, TCK sistematiğinde oldukça özel ve ağır bir düzenlemedir.
Burada mağdurun çocuk olması yeterlidir; çocuğun rızası hukuken belirleyici değildir. Kanun, çocukların fuhuş alanında mutlak korunmasını hedeflemiştir. Bu nedenle çocuğun “istemesi” veya “önceden bu çevrede bulunması” fiilin tipikliğini ortadan kaldırmaz. Kanun metni de Yargıtay’ın mağdur yaşına göre yaptığı ayrım da bunu açıkça göstermektedir.
TCK m.227/2 Kapsamında Yetişkin Açısından Fuhuş Suçu Nedir?
Maddenin ikinci fıkrasında, bir kimseyi fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Aynı fıkrada ayrıca, fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanmasının da fuhşa teşvik sayılacağı açıkça düzenlenmiştir.
Bu nedenle yetişkin mağdur bakımından suç, yalnız doğrudan “git fuhuş yap” demekten ibaret değildir. Yargıtay’ın kendi hukuki değerlendirmesinde de ikinci fıkranın dört seçimlik hareketli bir suç olduğu ve bunlardan herhangi birinin gerçekleşmesinin suçun oluşması için yeterli olduğu vurgulanmaktadır.
Yargıtay’a Göre Fuhşa Teşvik Ne Demektir?
Ceza Genel Kurulu, fuhşa teşviki kişinin fuhuş yapması için onda bir irade oluşturmaya çalışılması olarak tanımlamaktadır. Bu tanım önemlidir; çünkü Yargıtay’a göre teşvik, mağdurun içinde henüz netleşmemiş veya hiç oluşmamış olan fuhuş iradesinin dışarıdan kurulması ya da güçlendirilmesidir. Bu nedenle failin, mağdur üzerinde yönlendirici ve özendirici bir etki kurması aranır.
Ayrıca kanun, fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanmasını da açıkça fuhşa teşvik saymıştır. Bu nedenle Yargıtay bakımından suçun oluşumu için her zaman sözlü yönlendirme şart değildir; mağdurun fuhuş gelirine dayanarak geçinme ilişkisi kurulmuşsa kanun bunu doğrudan teşvik saymaktadır.
Yargıtay’a Göre Fuhşun Yolunu Kolaylaştırmak Ne Demektir?
Ceza Genel Kurulu, fuhşun yolunu kolaylaştırmayı, fuhşu arayan veya fuhuş yapacak kimsenin fuhşa atılması bakımından her türlü imkânın sağlanması olarak tanımlamaktadır. Bu kapsamda Yargıtay; kişiyi fuhuş için buluşulan yerlere götürmeyi, fuhşa müsait ortamlarda bulundurmayı, mihmandarlık yapmayı ve kişiyi bu ortamı sağlayacak kişilerle tanıştırmayı örnek olarak göstermektedir.
Yargıtay’ın 2024 tarihli bir Ceza Genel Kurulu kararında, mağdurlara ait takma isim ve telefon numaralarının yazılı olduğu kartvizitlerin şehir merkezindeki caddelere atılması eylemi, 227/2 kapsamında fuhşun yolunu kolaylaştırma olarak değerlendirilmiştir. Bu karar, fiziksel temas veya doğrudan müşteri buluşturma olmaksızın, fuhuşa ulaşımı kolaylaştıran tanıtım ve yönlendirme davranışlarının da suç oluşturabileceğini göstermektedir.
Yargıtay’a Göre Fuhşa Aracılık Ve Yer Temin Etmek Ne Demektir?
Ceza Genel Kurulu’na göre fuhuş için aracılık etmek, mağdur ile cinsel arzularını tatmin etmek isteyen kişinin bir araya gelmesini sağlamaktır. Yer temin etmek ise, bu kişilerin bir araya geleceği mekânı sağlamak anlamına gelir. Yargıtay bu tanımları doğrudan kendi hukuki değerlendirme bölümünde yapmaktadır.
Bu ayrım pratikte önemlidir. Çünkü bazı olaylarda fail müşteriyi mağdurla buluşturmakta, bazı olaylarda ise yalnızca mekânı hazırlamaktadır. Kanun her iki davranışı da ayrı ayrı suç tipi içinde saydığı için, bunlardan sadece birinin gerçekleşmesi dahi yeterlidir.
Fuhuş Suçunun Unsurları Nelerdir?
Mağdurun Yaşı Önemlidir
TCK m.227’de mağdur yaşına göre ikili ayrım yapılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre 18 yaşından küçükler birinci fıkra, yetişkinler ise ikinci fıkra yönünden değerlendirilir. Bu nedenle ilk belirlenmesi gereken unsur mağdurun çocuk mu, yetişkin mi olduğudur.
Kanunda Sayılan Seçimlik Hareketlerden Biri Gerçekleşmelidir
Suçun maddi unsurunu, kanunda açıkça yazılı hareketlerden biri oluşturur. Çocuk bakımından teşvik, kolaylaştırma, tedarik, barındırma, aracılık; yetişkin bakımından teşvik, kolaylaştırma, aracılık veya yer temini; ayrıca bazı ürünlerin verilmesi, dağıtılması veya yayılması gibi hareketler kanuni tip içinde yer alır. Yargıtay özellikle ikinci fıkranın seçimlik hareketli yapısını vurgulamaktadır.
Mağdurun Belirlenebilir Olması Gerekir
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 227/2 kapsamındaki suçun belirlenmiş ya da belirlenebilir bir mağdura yönelik olarak işlenebilecek bir suç olduğuna dikkat çekmiştir. Bu nedenle mağdurların gerçekten var olup olmadıkları ve açık kimliklerinin tespiti mümkünken bunlara başvurulmadan mahkûmiyet kurulmasını eksik araştırma saymıştır. Bu karar, fuhuş suçunda soyut varsayım yerine somut ve belirlenebilir mağdur tespitinin önemini göstermektedir.
Kast Bulunmalıdır
Fuhuş suçu kasten işlenebilir. Failin, mağduru fuhşa yönlendirdiğini, bu süreci kolaylaştırdığını, aracılık ettiğini veya yer sağladığını bilerek hareket etmesi gerekir. Kanun ayrıca özel bir saik aramasa da, hareketlerin fuhuş amacına yönelik olması zorunludur. Özellikle 227/3’te bu amaç unsuru açıkça gösterilmiştir.
TCK m.227/3 Kapsamındaki Suç Nedir?
Maddenin üçüncü fıkrasının güncel hâlinde, fuhşu kolaylaştırmak veya fuhşa aracılık etmek amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri veren, dağıtan veya yayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden iki bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu düzenleme 2016 yılında yeniden kurulmuştur. Ceza Genel Kurulu da, 6763 sayılı Kanun’la üçüncü fıkraya yeni bir içerik getirildiğini açıkça belirtmektedir.
Bu nedenle ilan, tanıtım, yönlendirme, dağıtım ve benzeri reklam niteliğindeki materyaller de doğrudan suçun konusunu oluşturabilir. Özellikle kartvizit, telefon numarası, özel ilan ve benzeri materyallerle müşteri–mağdur bağlantısını kuran sistemler üçüncü fıkra veya ikinci fıkra ile bağlantılı biçimde değerlendirilebilir.
TCK m.227/4 Kapsamındaki Nitelikli Hal Nedir?
Dördüncü fıkraya göre, cebir veya tehdit kullanarak, hile ile ya da çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk eden veya fuhuş yapmasını sağlayan kişi hakkında yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır. Bu hüküm, yetişkin veya çocuk mağdura karşı daha ağır sömürü koşullarında fuhşa yöneltme hâlini ağırlaştırıcı neden olarak düzenler.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kanunun yalnız cebri değil; hileyi ve çaresizlikten yararlanmayı da açıkça ağırlaştırıcı neden saymasıdır. Dolayısıyla mağdurun açık fiziki zor altında olması şart değildir; kandırma, aldatma veya ekonomik-sosyal çıkmazdan yararlanma da bu nitelikli hâli oluşturabilir.
TCK m.227/5 Kapsamındaki Nitelikli Hal Nedir?
Beşinci fıkraya göre suçun; eş, üstsoy, kayın üstsoy, kardeş, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da kamu görevi veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu hüküm, failin mağdur üzerindeki güven, nüfuz veya koruma ilişkisini sömürmesini özel bir ağırlatıcı neden kabul etmektedir.
Bu ağırlaştırıcı nedenin mantığı, failin sıradan bir üçüncü kişi olmayıp mağdur üzerinde zaten etkili bir konumda bulunmasıdır. Bu nedenle özellikle aile, eğitim, bakım ve kamu görevi bağlamında işlenen fiiller daha ağır yaptırıma bağlanmıştır.
TCK m.227/6 Ve m.227/7 Kapsamındaki Sonuçlar Nelerdir?
Altıncı fıkraya göre, bu suçların suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Yedinci fıkraya göre ise bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Bu da fuhuş suçunun bireysel değil, örgütlü ve ticari yapı içinde işlendiği hâllerde daha ağır bir rejime bağlandığını göstermektedir.
TCK m.227/8 Ne Öngörür?
Sekizinci fıkrada, fuhşa sürüklenen kişinin tedaviye veya psikolojik terapiye tabi tutulabileceği düzenlenmiştir. Yargıtay’a yansıyan açıklamalarda da vurgulandığı gibi burada fuhuş yapan kişi hakkında cezai yaptırım değil, koruyucu nitelikte bir güvenlik tedbiri mantığı öne çıkmaktadır.
Yargıtay’a Göre Fuhuş Suçunda İspat Ve Mağdur Sayısı Nasıl Değerlendirilir?
Yargıtay 18. Ceza Dairesi’ne göre, 227/2 kapsamındaki fuhuş suçu mağdur sayısınca oluşur. Ayrıca aynı mağdur yönünden bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla aracılık fiili varsa, zincirleme suç hükümleri ayrıca tartışılmalıdır. Aynı kararda, mağdurların varlığının ve kimliklerinin belirlenebilir olduğu durumda bunların tespit edilmeden mahkûmiyet kurulamayacağı belirtilmiştir. Bu karar, fuhuş suçunun ispatında mağdur belirleme ve suç sayısını tayin etme bakımından önemlidir.
Fuhuş Suçunda Failin Veya Mağdurun Cinsiyeti Önemli Midir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mağdur olan kişinin cinsiyetinin bir önemi bulunmadığını, erkeklerin de kadınlar gibi bu suçun mağduru olabileceğini açıkça ifade etmektedir. Bu nedenle TCK m.227 bakımından suç, yalnız kadın mağdur varsayımıyla yorumlanamaz.
TCK m.227’de düzenlenen fuhuş suçu, tek bir fiili değil; çocuğun fuhşu, yetişkini fuhşa teşvik/kolaylaştırma/aracılık/yer temini, reklam ve dağıtım niteliğindeki hazırlıklı ürünler, cebir-tehdit-hile-çaresizlik ağırlaştırması, yakınlık ve nüfuz ilişkilerine dayalı ağırlaştırıcı nedenler, örgüt faaliyeti ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri içeren çok katmanlı bir suç yapısıdır. Kanun, fuhuş yapan kişiyi değil; bu süreci kuran, besleyen, yöneten ve sömüren kişileri hedef almaktadır.
Yargıtay’ın kendi hukuki değerlendirmelerine bakıldığında, özellikle şu ilkeler öne çıkmaktadır: 18 yaş altı ve yetişkin mağdur ayrımı yapılır; ikinci fıkra seçimlik hareketlidir; teşvik, kolaylaştırma, aracılık ve yer temini kavramları farklıdır; kartvizit ve ilan benzeri yönlendirmeler kolaylaştırma sayılabilir; mağdurun belirlenebilir olması gerekir; aynı mağdurla tekrarlanan eylemlerde zincirleme suç gündeme gelebilir. Bu nedenle TCK m.227 uygulamasında her somut olayda önce mağdurun yaşı, sonra seçimlik hareketin hangisi olduğu, ardından da nitelikli hâllerin bulunup bulunmadığı dikkatle incelenmelidir.
Fuhuş Yapan Kişi De TCK m.227 Kapsamında Cezalandırılır Mı?
TCK m.227 esas olarak fuhşa teşvik eden, kolaylaştıran, aracılık eden, yer temin eden ve benzeri sömürü davranışlarını cezalandırır. Fuhşa sürüklenen kişi bakımından ise maddenin sekizinci fıkrasında tedavi veya psikolojik terapi imkânı öngörülmüştür.
Fuhşa Teşvik İle Fuhşun Yolunu Kolaylaştırmak Aynı Şey Midir?
Hayır. Yargıtay’a göre teşvik, kişide fuhuş yapma iradesi oluşturmaya çalışmaktır; kolaylaştırma ise fuhşa ulaşmayı mümkün kılan araç, fırsat ve ortamı sağlamaktır.
Kartvizit Dağıtmak Veya Telefon Numarası Yaymak Fuhuş Suçu Oluşturabilir Mi?
Evet. Ceza Genel Kurulu, mağdurlara ait takma isim ve telefon numaralarının yazılı olduğu kartvizitlerin caddelere atılmasını, 227/2 kapsamında fuhşun yolunu kolaylaştırma olarak değerlendirmiştir.
Yetişkinler Açısından Fuhuş Suçunda Yer Temin Etmek Ne Demektir?
Yargıtay’a göre yer temin etmek, mağdur ile müşteri olacak kişinin bir araya geleceği mekânı sağlamaktır.
Fuhuş Suçunda Mağdurun Cinsiyeti Önemli Midir?
Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre mağdurun cinsiyeti önemli değildir; erkekler de bu suçun mağduru olabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/841E. Ve 2021/71K. Sayılı İlamı
Antalya Emniyet Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğünün 30.03.2010 tarihli ve 2010/643 sayılı yazısı ile Antalya ili Barbaros Mahallesi Hamit Efendi Sokağı üzerinde sanık …’nin evinde yerli ve yabancı uyruklu bayanlar bulundurduğu, telefonla haberleşerek veya evin girişindeki kameralar vasıtasıyla müşterilerle irtibat kurduğu, kameradan bakarak tanımadığı kişilere kapıyı açmadığı ve bu yolla çevreyi kontrol ettiği hususlarının bildirilmesi üzerine kolluk görevlilerince yapılan istihbari çalışmalar sonucu başlatılan soruşturma neticesinde sanıkların işlettikleri, çalıştıkları veya ikamet ettikleri pansiyonları belli ücretler karşılığında mağdurlara fuhuş yapmaları için tahsis ettikleri iddiasıyla kamu davası açılmış ve Yerel Mahkemece; sanıkların suçlamaları kesin olarak reddetmeleri, mağdurların kollukta vermiş oldukları sanıkları suçlayıcı beyanlarından yargılama evresinde dönmeleri, mağdurların kolluk ifadelerinin müdafi huzurunda alınmaması nedeniyle kesin delil sayılmaması, sanıkların fuhuş için yer temin ettikleri, bu suça aracılık yaptıkları ve ücret aldıklarına dair suçüstü, takip-tarassut işlemi, operasyon, fuhuş yapan müşterilerin tanık olarak beyanlarının alınması gibi hiçbir işlemin yapılmamış olması, olay tutanağında sanıkların işleticisi oldukları iddia edilen pansiyonlarda fuhuş yapıldığına dair hiçbir tespitin bulunmaması, tanık polis memurunun fuhuş için sözde anlaştığı mağdur…’nin ileri sürdüğü gibi gerçekten de “… Pansiyon” isimli yere gideceğinin belli olmaması, Cumhuriyet Caddesinde müşteri bulan mağdurların Kaleiçi’ne doğru gittikten yaklaşık bir saat sonra yalnız olarak dönmeleri hususunun sanıklar aleyhine delil sayılamaması ve sanık …’in bazı mağdurlara para karşılığında müşteri temin ettiği hususunun soyut iddiadan ibaret kalması gerekçeleriyle sanıkların beraatlerine karar verilmiş ise de;
Mağdurların kolluk görevlilerince yapılan işlemlerin hemen ardından vermiş oldukları ifadelerinde sanıkların isimlerine, lakaplarına, işlettikleri veya çalıştıkları otel ve pansiyonlara, kullandıkları telefonların numaralarına, hangi mağdurlarla iş birliği yaptıklarına, diğer mağdurların isimlerine ve kullandıkları takma isimlere, fuhuş karşılığında sanıklara verilmesi gereken para miktarına ve çalışma düzenlerine ilişkin oldukça ayrıntılı ve birbiriyle büyük oranda uyum gösteren beyanları, bu hususların 04.04.2010 tarihli teşhis tutanakları, aynı tarihli olay tutanakları ve polis memuru olan tanıkların beyanları ile de desteklenmesi, Yerel Mahkemece dayanılan müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin, hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağına ilişkin CMK’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasının esasen şüpheli veya sanıklar hakkındaki ifade ve sorguya ilişkin olması nedeniyle somut olayda uygulama alanının bulunmaması ve mağdurların kolluktaki beyanlarını yargılama evresinde değiştirmelerinin, ifadelerinde de belirtmiş oldukları gibi kendilerini tehdit eden sanıklardan korkmalarından kaynaklanması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanıklara atılı fuhuş suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir.
Uyuşmazlığa ilişkin olarak varılan bu sonuç karşısında, inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunun da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 tarihli ve 978-250 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hallerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.06.2011 tarihli ve 94-133; 22.11.2011 tarihli ve 203-238 sayılı kararlarında; Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir mahkûmiyet hükmü onanmakla kesinleşeceğinden, kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımının bu aşamada sona ereceği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü halinde, Özel Daire onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hale gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği ve dava zamanaşımının buna göre hesaplanması gerektiği belirtilmiştir. İncelemeye konu dosyada ise, Özel Dairece onanmasına karar verilen hüküm, mahkûmiyet hükmü olmayıp beraat hükmü olduğundan, bu hükmün kesinleşmesinin zamanaşımını kesen, durduran veya sona erdiren bir sebep olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmelidir.
Buna göre; sanıklara atılı fuhuş suçunun yaptırımı TCK’nın 227. maddesinin ikinci fıkrasında 2 yıldan 4 yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası olarak öngörülmüş olup, anılan Kanun’un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı sekiz yıl, aynı Kanun’un 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır.
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 30.03.2010 tarihinde gerçekleştirdiği iddia olunan eylemle ilgili olarak, iddianame tarihinin 20.04.2010 olduğu ve zamanaşımının son olarak sanıklar … ve …’ın sorgularının yapıldığı 08.10.2010 tarihinde kesildiği, bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin bulunmadığı da gözetildiğinde, TCK’nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen sekiz yıllık asli zamanaşımı süresinin 08.10.2018 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin fuhuş suçundan verdiği beraat hükümlerinin gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nın, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanıklar hakkındaki kamu davalarının TCK’nın 66/1-e, 67/4 ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,
2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 23.12.2014 tarihli ve 7246-14755 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Antalya 8. Asliye Ceza Mahkemesince sanıklar hakkında fuhuş suçundan kurulan 16.02.2011 tarihli ve 206-62 sayılı beraat hükümlerinin, sanıkların sabit olan fuhuş suçu nedeniyle mahkûmiyetleri yerine beraatlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
Ancak, atılı suç için 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e maddesinde öngörülen dava zamanaşımı süresinin Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce dolduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkındaki kamu davalarının 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/347E. Ve 2022/284K. Sayılı İlamı
Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız kanuna tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Bireyin, nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkânını kazanır. Kanun kuralına gerçek anlamını kanun koyucunun iradesi verir. Kanunun iradesi kanun koyucunun sübjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, kanunun iradesini oluşturur. Kanunun iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkân yoktur. Pozitif hukuk, yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturur. Kanunilik ilkesinin önemi bu şekilde açıklandıktan sonra; şimdi konumuzu ilgilendiren ilgili hukuki düzenlemeleri aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nın 227/2. maddesinde; ‘Bir kimseyi fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanması, fuhşa teşvik sayılır.’ hükmüne yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 227/3. maddesi, 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile yürürlükten kaldırılarak benzer düzenlemeye yer veren TCK’nın 80. maddesine küçük bir ekleme yapılarak (fuhuş amacıyla) anılan madde kapsamına alınmış, kaldırılan üçüncü fıkranın yerine 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile yeni düzenleme yapılarak; fuhşu kolaylaştırmak veya fuhşa aracılık etmek amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri veren, dağıtan veya yayan kişi ya da kişilerin eylemleri de müeyyide altına alınmıştır.
5237 sayılı TCK’nın 227/2. maddesindeki suçun; bir yetişkini fuhşa teşvik etmek, fuhşu kolaylaştırmak, aracılık etmek veya yer temin etmek şeklinde dört seçimlik hareketle işlenebileceği çok net bir şekilde vurgulanırken, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile TCK’nın 227. maddesinin mülga edilen üçüncü fıkrasının yerine yeni bir düzenleme eklenmesine karşın, aynı maddenin ikinci fıkrasında hiçbir değişiklik yapılmamıştır. TCK’nın 227. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçun tehlike suçu olduğu ve bu nedenle de teşebbüse elverişli olmadığı hususunda gerek uygulamada, gerekse öğretide herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak anılan fıkradaki suç tehlike suçu olsa dahi, suçun konusunun henüz tehlikeyle yüz yüze gelmediği durumlarda tehlike suçunun dahi oluşamayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Somut olayımızda, mağdura ait kartvizitlerin başkalarına dağıtılmasında henüz suçun konusu (mağdurun bedeni) tehlike ile karşı karşıya gelmediği için fuhşun yolunun kolaylaştırıldığı ya da fuhşa aracılık edildiği bir başka deyişle icra hareketlerinin başladığı asla söylenemez. Bu eksikliği gören yasa koyucu 6763 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile bazı eylemleri de (fuhşu kolaylaştırmak veya fuhşa aracılık etmek amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri vermek, dağıtmak veya yaymak) suç olarak düzenleme yoluna giderek TCK’nın 227. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçun konusunu (mağdurun bedenini) daha etkin bir şekilde koruma altına almak istemiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nın 227. maddesinin ikinci fıkrasında hiçbir değişiklik yapılmadan suç tarihinden sonra 24.11.2016 tarihinde 5237 sayılı TCK’nın 227. maddesinin kaldırılan üçüncü fıkrasının yerine eklenen üçüncü fıkrada, o güne kadar suç teşkil etmeyen bazı hareketler suç olarak düzenlenirken, aynı hareketlerin aynı zamanda ikinci fıkradaki suçu da oluşturabileceğini kabul etmek, suçun konusu (mağdurun bedeni) ile tehlikeyi yüz yüze getirmeyen eylemleri bir başka deyişle tehlike suçunun hazırlık hareketi olarak kabul edilebilecek bazı hareketleri aleyhe yorumla icra hareketleri olarak kabul etmek anlamına gelir ki, böyle bir kabulün kanunilik ilkesi ile bağdaşmayacağı gibi kanun koyucunun gerçek iradesine de aykırı olacağı açıktır. Zira kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiç bir tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural TCK’nın 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur. TCK’nın 227. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçun tehlike suçu olarak öngörülmüş olması nedeniyle teşebbüse elverişli olmamasına karşın, suçun konusunun tehlikeyle yüz yüze gelmediği durumlarda tehlike suçunun da oluşmayacağına dair benzer olaylardaki Yargıtay içtihatlarının zaman içerisinde istikrar kazanarak yerleşik uygulamaya dönüştüğü dikkate alındığında; somut olayımızdaki fuhuş suçu açısından genel kuraldan ayrılmayı gerektiren herhangi bir kanuni düzenlemenin bulunmadığı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Nasıl ki hasmını öldürmek için silahlı bir şekilde hasmının bulunduğu yere gitmekte iken 1500 kilometre uzakta yakalanan sanık, henüz suçun konusu tehlikeyle yüz yüze gelmediği için adam öldürmeye teşebbüs suçundan sorumlu tutulamıyor ise, tehlike suçu olarak öngörülen fuhuş suçunun kolaylaştırılması amacıyla kartvizit dağıtan sanığın da suçun konusu (mağdurun bedeni) ile tehlike henüz yüz yüze gelmediğinden fuhuş suçundan sorumlu tutulması beklenemez. Kanun koyucu bu husustaki eksikliği gördüğü için, fuhuşla mücadelede daha etkin bir rol üstlenebilmek amacıyla TCK’nın 227. maddesinin ikinci fıkrasında hiçbir değişiklik yapmadan üçüncü fıkradaki eklemeyi yaparak, suçun konusunu henüz tehlikeyle karşı karşıya getirmeyen ancak tehlikeye düşürme ihtimali bulunan ve aynı zamanda ahlaka aykırı olduğu hususunda kuşku bulunmayan bazı hareketleri daha başlangıç aşamasında fuhuş suçuna göre daha az bir ceza ile cezalandırma cihetine giderek ikinci fıkradaki suçun hukuki konusunu güvence altına almak istemiştir. Zira somut olayımızda olduğu gibi mağdurun telefon numarası bulunan kartvizitlerin, fuhuş suçunu işlemeyi düşünen kişilere dağıtılmasından sonra artık iki kişi arasında bu aşamadan sonra gerçekleştirilecek suça karşı önlem almak neredeyse imkânsız hâle gelecektir. Böyle bir düşüncenin ceza kanununun amacına da uygun olacağı açıktır. Bilindiği üzere çağdaş ceza hukukunun ve bunun ifadesini oluşturan ceza kanununun amacı; hukuk devleti, kusur ve hümanizm gibi evrensel ilkelere dayalı olarak, insan onurunu, bireyin hak ve özgürlüklerini korumak, suçluyu sosyalleştirip tekrar topluma kazandırmak ve aynı zamanda bireyi ve toplumu suça karşı korumaktır. 5237 sayılı TCK’nun 1. maddesinde Ceza Kanununun amacı; ‘Kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir’ şeklinde açıklanmıştır. Görüldüğü gibi suç işlenmesini önlemeyi en önemli amaçlarından birisi olarak benimseyen kanun koyucunun bir taraftan TCK’nın 1. maddesinde bu amacını açıklarken, diğer taraftan genel ahlakı, yetişkinlerin cinsel özgürlüğünü ve kamu sağlığını korumak amacıyla ihdas ettiği TCK’nın 227/2. maddesindeki suçun işlenmesini kolaylaştıracak bazı hareketleri zaman içerisinde TCK’nın 227/3. maddesi ile müeyyide altına alarak, fuhuşla mücadelede çok daha etkin bir rol oynamak istemiştir. Yasal düzenlemelerle önleyici kolluk görevine son derece önem veren ve bu yöndeki iradesini TCK’nın 1. maddesinde ceza kanununun amacını suç işlemeyi önlemek şeklinde açıklayan kanun koyucunun, fuhşun yolunu kolaylaştıracağı konusunda kuşku bulunmayan ancak TCK’nın 227/2. maddesi kapsamında henüz icra hareketine dönüşmemesine karşın, icra hareketine dönüşmesi kuvvetle muhtemel olan bazı hazırlık hareketlerini tehlikeli bularak TCK’nın 227. maddesinin üçüncü fıkrası ile yasaklayarak suç işlenmesini önlemeyi en önemli amaç olarak belirleyen ceza kanununun amacına uygun davranmak istediği anlaşılmıştır. Hukuk Devletinin, yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için öncelikli olarak yasalarda bizzat kendi organları vasıtasıyla suç olarak düzenlenen ihlalleri yine kendi organları vasıtasıyla önleme görevi bulunduğunun kabulü gerekir. Başka bir deyişle, hukuk devletinin bir erki olan idarenin görevi, öncelikle bireylerin kuralları ihlal etmesini bekleyip cezalandırma yoluna gitmesi değil, kurallara uygun davranma düzeyini ve alışkanlığını geliştirmek olmalıdır. Bu husus ‘iyi idare ilkelerinin’ de bir gereğidir. İyi idare ilkelerinin gerçekleşebilmesi içinde iyi bir cezalandırılma sistemine ihtiyaç duyulduğu tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
Uyuşmazlığa konu, ikinci ve üçüncü fıkralar ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde tamamen farklı eylemleri müeyyide altına aldıkları açıkça görülmektedir. Sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemekle birlikte bir an için somut olayımızda işlenen eylemin TCK’nın 227/2. maddesindeki suçu oluşturduğu yönündeki görüşünün doğru olduğunun kabul edilmesi hâlinde, böyle bir durumda lehe olan kanun hükmünün yerine eylem hangi fıkradaki suçu oluşturuyorsa (sayın çoğunluğa göre TCK’nın 227. maddesinin ikinci fıkrası) o fıkra hükmünün uygulanması gerekmez mi? Zira eklenen üçüncü fıkranın, ikinci fıkrayı değiştiren, onun yerine getirilen bir fıkra olmadığı hususunda, sayın çoğunluk ile aramızda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Eklenen üçüncü fıkranın, ikinci fıkranın özel hükmü olduğu da söylenemez. Zira bir taraftan suç tarihinde de yürürlükte bulunan TCK’nın 227. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçu oluşturduğu kabul edilen eylemin, diğer taraftan anılan fıkrada hiçbir değişiklik yapılmadan sonradan yürürlüğe giren kanun ile eklenen üçüncü fıkraya girdiğinin kabul edilmesinin kanun yapma tekniğine aykırı olacağı gibi çağdaş bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi bizim hukuk sistemimizde temel bulan ‘kanun koyucu abesle iştigal etmez’ kuralına aykırı olacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Ayrıca sayın çoğunluğun, özel dairenin muhalif üyeleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile aynı doğrultudaki görüşüne göre, daha önce suç teşkil etmeyen eylem (mağdur ile irtibat kurulmaksızın hazırlanan görüntü ve yazıların dağıtılması) ile daha önce de suç teşkil eden (mağdur ile irtibatlı bir şekilde hazırlanan görüntü ve yazıların dağıtılması) eylemin eklenen üçüncü fıkrada aynı ceza ile müeyyide altına alınmasının, bir başka deyişle suç tarihi itibarıyla suç teşkil etmeyen eylem ile daha ağır suçu teşkil eden eylemlerin ortak bir noktada buluşmasının TCK’nın 3. maddesindeki orantılılık ve hakkaniyet ilkesine de aykırı olacağı açıktır. Kaldı ki, mağdurun fuhuş yaptığı bilinmeksizin hazırlanan kartvizitlerin dağıtılması olayının pratik hayatta gerçekleşme olasılığının son derece güç olacağı ve buna bağlı olarak 24.11.2016 tarihinde eklenen fıkranın, çok büyük bir oranda daha önceden suç teşkil eden eylemler için uygulanma alanı bulabileceği, böyle bir kabulün zaten ikinci fıkraya giren suçu oluşturan eylemin cezasını hafifletmekten başka bir işe yaramayacağı için fuhuş ile mücadeleyi zaafa uğratacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
Sonuç itibarıyla; hukuk normlarının yorumlanması sırasında benzer olaylardaki içtihatlar dikkate alınarak pozitif temeli bulunmayan ancak eşyanın tabiatından kaynaklanan yorum ilkelerine uyulması gerekmektedir. Prof. Dr. … Gözler’in deyimiyle; hukuk, ancak …in teoremleri misali, doğruluğu apaçık olan ilkelerin geliştirildiği ve bu ilkelerin bütün hukukçular tarafından benimsenip standart olarak uygulandığı gün ‘bilim’ olma sıfatını hak edecektir. İşte ancak o gün, hukuk problemleri bütün hukukçular tarafından aynı şekilde çözümlenecektir. Böyle bir sistemde mahkeme kararları da önceden doğru olarak tahmin edilebilecektir. İşte ancak böyle bir sistemde, hukuk güvenliği ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesi gerçekleşmiş olacaktır. Somut olayımızda Yerel Mahkeme tarafından, suç tarihinde yürürlükte bulunmayan ancak sonradan yürürlüğe giren kanun uyarınca suç hâline getirilen eylemi, yorum yoluyla daha öncede suç teşkil ettiğinden bahisle üstelikte lehe kanun uygulanmasının söz konusu olamamasına karşın lehe kanun hükümleri uygulanarak mahkûmiyet kararı verilmesi suretiyle kanunilik ilkesine aykırı davranıldığından bahisle Yargıtay Yüksek 18. Ceza Dairesi tarafından verilen mahkûmiyet hükmünün bozulmasına ilişkin karara, sanık aleyhine itiraz eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, itirazın kabulüne dair sayın çoğunluğun görüşüne yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı iştirak edilmemiştir.”,
Ceza Genel Kurulu Üyesi …; “Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda özetle ‘…Sanık …’nin eyleminin 10.09.2012 tarihinde yürürlükte olan TCK’nın 227/2. maddesindeki fuhuşa aracılık/yardım suçunu oluşturup oluşturmadığı, bu bağlamda TCK’nın 2 ve 7. maddeleri gözetilerek, suç tarihinden sonra 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle 24.11.2016 yürürlüğe giren TCK’nın 227/3. fıkrasının sanık hakkında uygulanıp uygulanmayacağı…’ konusunda görüş ayrılığı oluşmuştur.
Sanık …, üzerinde tanık Habibe’nin telefon numarası ve … ismi yazılı kartvizitleri dağıtması için tanıklar … ve …’e dağıtmaları için vermediğini savunarak atılı suçu kabul etmemiştir. Tanıklar … ve … ise söz konusu kartvizitleri dağıtması için kendilerine sanığın verdiğini ifade etmişlerdir. Tanık Habibe ise, sanığı cezaevine girmeden önce tanıdığını ancak cezaevinden çıktıktan sonra bir daha sanıkla görüşmediğini, üzerinde telefon numarası yazılı kartvizitlerden haberi olmadığını ve bu konuda sanıkla bir görüşme ve irtibatı olmadığını ifade etmiştir. Dolayısıyla sanık ile hakkında haberi olmadan üzerinde telefon numarası yazılı kartvizitler dağıtılan tanık Habibe’nin işbirliği içerisinde hareket ettikleri kanıtlanamamıştır.
Bu hâliyle sanığın eylemi, Habibe’den habersiz olarak Habibe’nin telefon numarası yazılı kartvizitleri tanıklar … ve …’e verip dağıttırmaktan ibaret olup, bu eylemlerin suç tarihi itibarıyla ceza kanunlarında düzenlenen ve yaptırıma bağlanan tipik bir fiil ve suç olmadığı, suç tarihinden sonra 6763 sayılı Yasa’nın 18. maddesi ile yürürlüğe giren ve tipiklik anlamında suça uyan TCK’nın 227/3. maddesinin ise, suç tarihinde yürürlükte bulunmadığından TCK’nın 2 ve 7. maddeleri uyarınca sanık hakkında uygulanamayacağından sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesine dair özel dairenin itiraza konu bozma kararı usul ve yasaya uygun olup, sanığın atılı suçtan cezalandırılması yönündeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddi yerine, kabulüne karar verilmesi yönündeki Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmamaktayız.”

