Hakaret Suçu Ve Cezası

Hakaret suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenen ve uygulamada en sık karşılaşılan şeref ve saygınlığa karşı suçlardan biridir. Suçun oluşması, yalnızca ağır veya kırıcı bir söz söylenmiş olmasına bağlı değildir. Kullanılan sözün, isnadın veya ifadenin mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeye elverişli olması gerekir. Bu nedenle hakaret suçunda her somut olay, kullanılan sözün bağlamı, muhatabı, söyleniş biçimi, söylendiği ortam ve muhatap tarafından nasıl algılandığı dikkate alınarak değerlendirilir. TCK m. 125/1’e göre suç, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da sövmek suretiyle işlenebilir; temel yaptırım ise üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır.

Hakaret suçunda özellikle iki başlık uygulamada sık tartışılır. Birincisi, gıyapta hakaretin ne zaman oluştuğu ve “ihtilat” şartının nasıl anlaşılması gerektiğidir. İkincisi ise, son yıllarda önemli değişikliklere uğrayan ön ödeme rejimidir. Özellikle 2025 sonundaki yasal değişikliklerden sonra hakaret suçunda uzlaştırma ve ön ödeme dengesi yeniden kurulmuş, bugün itibarıyla hakaret suçunun önemli bir bölümü ön ödeme kapsamına alınmıştır. Ancak bu alan, hem 2024–2025 değişiklikleri hem de Anayasa Mahkemesi kararları nedeniyle dikkatli okunmalıdır.

Hakaret Suçu Nedir?

Hakaret suçu, kişinin toplum içindeki saygınlığına, kişisel şerefine ve onuruna yönelen saldırıları cezalandıran bir suç tipidir. TCK m. 125, suçu iki temel seçimlik hareket üzerinden kurar: mağdura somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövme suretiyle saldırıda bulunulması. Kanun koyucu, önceki ceza kanunundaki hakaret-sövme ayrımını kaldırmış; her iki davranışı tek suç tipi altında toplamıştır. Ceza Genel Kurulu kararlarında da suçun koruduğu hukuki değerin kişinin şeref, haysiyet ve toplum içindeki itibarı olduğu vurgulanmaktadır.

Bu suç, yalnızca açık küfürlerle işlenmez. Bazen mağdura yönelik belirli bir fiilin isnat edilmesi de hakaret suçunu oluşturabilir. Örneğin kişiye toplum önünde hırsız, dolandırıcı, sahtekâr, namussuz veya benzeri şekilde isnatta bulunulması, somut olayın özelliklerine göre hakaret suçunun maddi unsurunu oluşturabilir. Buna karşılık her sert söz, her kaba hitap ve her ağır eleştiri otomatik olarak hakaret sayılmaz. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında, sözün somut bağlamı, söylendiği ortam ve sözün mağdurun onur, şeref ve saygınlığını objektif olarak rencide etmeye elverişli olup olmadığı önem taşır.

Hakaret Suçunun Oluşması İçin Gerekli Şartlar

Mağdura Yönelmiş Bir İsnat Veya Sövme Bulunmalıdır

Hakaret suçunun oluşabilmesi için öncelikle mağdura yöneltilmiş, onun kişilik değerlerine saldırı niteliği taşıyan bir ifade bulunmalıdır. Bu saldırı, somut bir fiil veya olgu isnadı şeklinde olabileceği gibi, sövme biçiminde de gerçekleşebilir. Kanunun açık lafzı da bu ikili ayrımı kurmaktadır. Yargıtay, ifade özgürlüğünün koruduğu ağır, incitici veya sarsıcı açıklamalar ile doğrudan şeref ve saygınlığı hedef alan hakaret içeriklerini birbirinden ayırmaktadır. Ceza Genel Kurulu’nun 2021 tarihli değerlendirmesinde de, sırf rahatsız edici veya sert ifade bulunmasının tek başına yeterli olmadığı; ceza verilebilmesi için sözlerin açıkça somut fiil veya olgu isnadı ya da sövme niteliği taşıması gerektiği belirtilmiştir.

Söz Veya Davranış Onur, Şeref Ve Saygınlığı Rencide Etmeye Elverişli Olmalıdır

Hakaret suçunda belirleyici ölçüt, sözün mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeye objektif olarak elverişli olup olmadığıdır. Bu noktada her olayın kendine özgü şartları dikkate alınır. Aynı kelime, söylendiği yer, ilişki, tartışmanın seviyesi ve olayın bağlamına göre farklı sonuç doğurabilir. Yargıtay uygulamasında kaba söz, nezaketsiz hitap veya salt ağır eleştiri olarak kabul edilen bazı ifadelerin hakaret suçunu oluşturmadığı; buna karşılık kişilik değerlerini doğrudan hedef alan ifadelerin suç sayıldığı kabul edilmektedir.

Bu nedenle hakaret suçunda değerlendirme salt kelime listesi üzerinden yapılmaz. Yargıtay’ın yaklaşımı, sözü cımbızla çekip değil, olay bütünlüğü içinde değerlendirme yönündedir. Mahkeme, failin amacı, sözün yöneldiği kişi, taraflar arasındaki ilişki ve sözün objektif anlamı birlikte ele alındığında suçun oluşup oluşmadığını belirler.

Mağdur Belirli Veya Belirlenebilir Olmalıdır

Hakaret suçunun oluşması için mağdurun belirli veya belirlenebilir olması gerekir. İfade, doğrudan bir kişiye yönelmiş olabileceği gibi, olayın şartlarından o kişinin kim olduğu anlaşılabiliyorsa yine suç oluşabilir. Buna karşılık tamamen belirsiz, kime yöneldiği anlaşılmayan genel sözler her zaman hakaret suçunu oluşturmaz. Kanun metninin “bir kimseye” yönelen saldırıyı esas alması da bu sonucu destekler.

Manevi Unsur Bulunmalıdır

Hakaret suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Fail, kullandığı ifadenin mağdurun onur, şeref ve saygınlığını hedef aldığını bilerek ve isteyerek hareket etmelidir. Gıyapta hakaret bakımından ise Yargıtay ayrıca “ihtilatın bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesi” gerektiğini özellikle vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, suçun manevi unsurunun yalnızca genel kastla değil, bazı görünüm biçimlerinde daha somut bir yönelişle aranabildiğini göstermektedir.

Hakaret Suçunda Gıyapta Hakaret Nedir?

Hakaret suçu, mağdurun yüzüne karşı işlenebileceği gibi mağdurun gıyabında da işlenebilir. TCK m. 125/1’de mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerektiği açıkça yazılıdır. Bu nedenle gıyapta hakaret, yüz yüze hakaretten farklı bir görünüm biçimine sahiptir ve kanun koyucu bu durumda ek bir unsur aramıştır.

Yargıtay’a göre mağdurun bulunmadığı veya doğrudan vakıf olamayacağı bir ortamda işlenen hakaret, kural olarak gıyapta hakaret olarak değerlendirilir. Ancak bunun cezalandırılabilmesi için failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek hakareti işlemiş olması gerekir. Bu üç kişinin aynı anda aynı yerde bulunması zorunlu değildir; önemli olan, hakaret içeriğinin fail tarafından en az üç kişiye ulaşacak şekilde ve bilerek aktarılmış olmasıdır.

Gıyapta Hakarette İhtilat Unsuru Nedir?

İhtilat, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için aranan özel unsurdur. Yargıtay 18. Ceza Dairesi kararlarında, ihtilatın yalnızca sözlerin üç kişinin duyabileceği bir ortamda söylenmesinden ibaret olmadığı; bu kişilerin söylenen hakaret içeriğine gerçekten vakıf olmalarının gerektiği belirtilmektedir. Başka bir anlatımla, potansiyel olarak duyulabilirlik yetmez; muhatapların hakaret içeriğini anlamış ve öğrenmiş olması gerekir.

Yargıtay ayrıca ihtilatın toplu bir konuşmada gerçekleşebileceği gibi, dağınık şekilde de gerçekleşebileceğini kabul etmektedir. Yani failin üç kişiyi aynı mekânda bir araya getirmesi gerekmez; üç ayrı kişiye ayrı zamanlarda aynı hakaret içeriğini iletmesi de ihtilat için yeterli olabilir. Nitekim kararlarda mektup, telefon, SMS veya e-posta gibi yollarla üç veya daha fazla kişiye ulaşmanın da ihtilat kapsamında değerlendirilebileceği ifade edilmektedir.

Bu unsur bakımından özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, ihtilatın fail tarafından bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Tesadüfî biçimde üçüncü kişilerin sözleri duyması veya içeriği sonradan kendi aralarında öğrenmeleri her olayda ihtilat şartını karşılamaz. Yargıtay, failin hakaret içeriğini üçüncü kişilere yönelmiş şekilde yayma iradesine önem vermektedir.

İhtilat İle İttıla Arasındaki Fark Nedir?

Hakaret suçunda sık karıştırılan kavramlardan biri “ihtilat”, diğeri ise uygulamada kullanılan “ittıla”dır. İhtilat, failin gıyapta hakaret içeren söz veya isnadı en az üç kişiye bilerek ulaştırmasıdır. İttıla ise hakaret içeriğinin mağdur veya üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesi, vakıf olunması anlamında kullanılır. Her öğrenme, ihtilat anlamına gelmez. Çünkü ihtilat için failin üçüncü kişilerle irtibat kurma ve hakaret içeriğini onlara ulaştırma yönünde bilinçli hareketi gerekir.

Yargıtay’ın son dönemde dikkat çeken yaklaşımı, iletme kastının bulunduğu bazı olaylarda ihtilat koşulunun ayrıca aranmayabileceği yönündedir. Özellikle mağdura ulaşacağı bilinen bir ileti yoluyla hakaret içeren sözlerin aktarılması halinde, bu durumun klasik gıyapta hakaret kalıbından ayrıldığı kabul edilmektedir. Topaktaş sitesinde yayımlanan ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne atfedilen kararda, mağdura iletileceği bilinen bir mesajın gönderilmesinde artık üç kişiyle ihtilat şartının aranmayacağı, çünkü failin esasen hakareti mağdura ulaştırma kastıyla hareket ettiği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, “ihtilat” ile “ittıla/iletilme” arasındaki farkı daha da görünür hale getirmiştir.

Bu nedenle güncel uygulamada şu ayrım önemlidir: Fail mağdurun yokluğunda üçüncü kişilere hakaret içeriğini yaymışsa klasik gıyapta hakaret ve ihtilat sorunu gündeme gelir. Buna karşılık fail, hakaret içeren iletiyi mağdurun öğreneceğini bilerek belirli bir iletim kanalı üzerinden kurmuşsa, bazı Yargıtay kararlarında bu durum yüz yüze hakarete daha yakın değerlendirilmekte ve üç kişi şartı aranmamaktadır.

Hakaret Suçunda Gıyapta Hakaretin İspatı Nasıl Değerlendirilir?

Gıyapta hakaret davalarında ispatın merkezinde, hakaret içeriğinin kimlere, nasıl ve hangi iradeyle ulaştırıldığı sorusu yer alır. Yargıtay’a göre üç kişinin yalnızca olay yerinde bulunması değil, hakaret içeriğini anlaması ve öğrenmesi gerekir. Bu nedenle tanık anlatımları, mesaj içerikleri, telefon kayıtları, yazılı belgeler ve dijital yazışmalar belirleyici hale gelir. Özellikle SMS, e-posta veya grup mesajları gibi deliller, ihtilat unsurunun ispatında önemli rol oynayabilir.

Hakaret Suçunda Ön Ödeme Müessesesi

Ön Ödeme Nedir?

Ön ödeme, belirli suçlarda failin kanunda öngörülen miktarı ve soruşturma giderlerini süresinde ödemesi halinde kamu davası açılmamasını veya açılmış davanın düşmesini sağlayan bir kurumdur. TCK m. 75’te düzenlenmiştir. Adalet Bakanlığı Alternatif Çözümler Daire Başkanlığı’nın güncel açıklamasına göre son olarak 25 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7571 sayılı Kanun ile hakaret suçu da, TCK m. 125/3-a hariç olmak üzere, ön ödeme uygulanacak suçlar arasına alınmıştır.

Ön ödeme, mahkûmiyet kararı verilmesi anlamına gelmez. Kurumun amacı, kanunun uygun gördüğü daha hafif veya belirli nitelikteki suçlarda, muhakemenin belli bir ödeme karşılığında sona erdirilebilmesidir. TCK m. 75’in genel mantığı da budur. Bu nedenle ön ödeme, beraat ya da ceza mahkûmiyeti değil; belirli şartlarla ceza muhakemesinin sona ermesini sağlayan özel bir usul kurumudur.

Hakaret Suçu Bakımından Ön Ödemenin Güncel Kapsamı

Hakaret suçu bakımından en önemli güncel değişiklik, 2025 sonunda yapılan düzenlemedir. Adalet Bakanlığı Alternatif Çözümler Daire Başkanlığı açıkça, TCK m. 125’te düzenlenen hakaret suçunun üçüncü fıkranın (a) bendi hariç olmak üzere ön ödeme kapsamına alındığını belirtmektedir. Bu ifade, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret halinin kapsam dışında bırakıldığını; bunun dışındaki hakaret biçimlerinin ise kural olarak ön ödeme rejimine dahil edildiğini göstermektedir.

Buna göre bugün itibarıyla basit hakaret, mağduru muhatap alan sesli-yazılı-görüntülü iletiyle hakaret, 125/3-b ve 125/3-c kapsamındaki bazı nitelikli haller ve 125/4’teki aleniyet hali ön ödeme rejimi içinde değerlendirilmektedir. Buna karşılık kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret, Adalet Bakanlığı’nın da belirttiği istisna sebebiyle ön ödeme kapsamı dışındadır.

Ön Ödeme İle Uzlaştırma Arasındaki İlişki

Ön ödeme ile uzlaştırma arasındaki ilişki, hakaret suçunda son yıllarda birkaç kez değişmiştir. 2024’te yapılan düzenlemelerde, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle işlenen hakaretin uzlaştırma kapsamından çıkarılıp ön ödeme kapsamına alındığı; ancak bu sınırlı düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal edildiği görülmektedir. AYM, yalnızca ileti yoluyla işlenen hakaretin ön ödeme kapsamında tutulup basit hakaretin dışarıda bırakılmasının nesnel ve makul temele dayanmadığını belirtmiştir.

Bu iptal sürecinden sonra 7571 sayılı Kanun ile sistem daha geniş biçimde yeniden düzenlenmiş ve hakaret suçunun büyük bölümü ön ödeme kapsamına alınmıştır. Bu nedenle bugün hakaret suçunda ön ödeme değerlendirmesi yapılırken eski uzlaştırma rejimine değil, 25 Aralık 2025 sonrası yeni sisteme bakmak gerekir. Yine de zaman bakımından uygulama, dosyanın soruşturma veya kovuşturma aşamasına hangi tarihte geçtiğine göre ayrıca incelenmelidir. AYM kararları ve geçici madde tartışmaları da bu noktada önemlidir.

Ön Ödeme Usulü Nasıl İşler?

TCK m. 75’in genel rejimine göre ön ödeme kapsamında kalan bir suçta Cumhuriyet savcılığı belirlenen miktarın ve soruşturma giderlerinin ödenmesini teklif eder. Bu teklifin tebliği üzerine kanundaki süre içinde ödeme yapılırsa kamu davası açılmaz. Belirli koşullarda taksitle ödeme imkânı da tanınabilir; süresinde ödeme yapılmazsa ön ödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir. Adalet Bakanlığı’nın ön ödeme genel bilgileri sayfası da bu usulü aynı çerçevede açıklamaktadır.

Hakaret suçunda ön ödeme bakımından en kritik sonuç, failin ödeme yapması halinde dosyanın esas hakkında mahkûmiyet hükmüne gitmeden kapanabilmesidir. Ancak bu sonuç, her hakaret dosyasında otomatik gerçekleşmez. Öncelikle suçun ön ödeme kapsamında olup olmadığı, zaman bakımından uygulanacak rejim ve varsa istisna halleri belirlenmelidir. Özellikle kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret dosyalarında bu kurum uygulanmaz.

Ön Ödeme Hangi Aşamada Uygulanır?

Ön ödeme kural olarak soruşturma aşamasında gündeme gelir. Ancak kanundaki şartlar varsa kovuşturma aşamasında da sonuç doğurabilecek bir kurumdur. Bununla birlikte hangi dosyada hangi rejimin uygulanacağı, suç tarihi ve dosyanın hangi tarihte hangi aşamada bulunduğuna göre değişebilir. AYM’nin 2025 tarihli kararlarında da, yeni düzenlemelerin soruşturma veya kovuşturma evresine geçmiş dosyalarda nasıl uygulanacağına ilişkin geçici madde sorunları ayrıntılı biçimde tartışılmıştır.

Yargıtay kararları birlikte okunduğunda hakaret suçuna ilişkin şu temel ilkelerin öne çıktığı görülür: İlk olarak, her kaba veya nezaket dışı söz hakaret değildir; sözün mağdurun onur, şeref ve saygınlığını objektif olarak rencide etmeye elverişli olması gerekir. İkinci olarak, gıyapta hakarette en az üç kişiyle ihtilat şartı, klasik görünüm biçimi bakımından kurucu unsurdur. Üçüncü olarak, ihtilat için üçüncü kişilerin gerçekten içeriğe vakıf olması gerekir; sadece sözlerin duyulabilir ortamda söylenmesi yetmez. Dördüncü olarak, bazı iletim biçimlerinde failin mağdura ulaştırma kastı belirleyici olabilir ve bu durumda klasik ihtilat kuralı her olayda aynı sertlikle uygulanmayabilir.

Hakaret suçu, uygulamada sık rastlanan ancak sınırları her olayda yeniden çizilmesi gereken bir suç tipidir. Suçun oluşması için mağdura yönelmiş, onun onur, şeref ve saygınlığını rencide etmeye elverişli bir somut fiil veya olgu isnadı ya da sövme bulunmalıdır. Her kaba söz veya ağır eleştiri hakaret sayılmaz; değerlendirme olayın bağlamı içinde yapılır. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı da bu yöndedir.

Gıyapta hakarette ise ihtilat unsuru özel önem taşır. Kural olarak failin mağdur dışında en az üç kişiyle bilerek ihtilat etmesi gerekir ve bu kişilerin hakaret içeriğine gerçekten vakıf olması aranır. Bunun yanında güncel içtihatlarda, mağdura ulaştırma kastıyla kurulan bazı ileti biçimlerinin klasik gıyapta hakaret kalıbından farklı değerlendirildiği görülmektedir.

Ön ödeme bakımından ise 2025 sonundaki değişiklikler sonrasında hakaret suçunda yeni bir dönem başlamıştır. Bugün itibarıyla kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hali hariç olmak üzere, hakaret suçunun büyük bölümü ön ödeme kapsamındadır. Bu nedenle hakaret dosyalarında artık yalnızca suçun oluşup oluşmadığı değil, ön ödeme rejiminin uygulanıp uygulanmayacağı da ayrıca değerlendirilmelidir. Zaman bakımından uygulama, dosyanın aşaması ve istisna halleri ise somut olay temelinde ayrıca incelenmelidir.

Her Kırıcı Söz Hakaret Suçu Oluşturur Mu?

Hayır. Yargıtay’a göre her kaba, nezaket dışı veya ağır eleştiri niteliğindeki söz hakaret sayılmaz. Sözün onur, şeref ve saygınlığı rencide etmeye objektif olarak elverişli olması gerekir.

Gıyapta Hakaret İçin Kaç Kişi Gerekir?

Kural olarak mağdur dışında en az üç kişi gerekir. Ancak bu kişiler yalnızca ortamda bulunmuş olmamalı, hakaret içeriğine vakıf olmalıdır.

İhtilat İle İttıla Aynı Şey Midir?

Hayır. İhtilat, failin hakaret içeriğini üçüncü kişilere bilerek ulaştırmasıdır. İttıla ise öğrenme veya vakıf olma sonucunu ifade eder. Her öğrenme, ihtilat anlamına gelmez.

Hakaret Suçu Ön Ödeme Kapsamında Mıdır?

Evet, güncel düzenlemede hakaret suçu kural olarak ön ödeme kapsamındadır; ancak kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hali istisna tutulmuştur.

Hakaret Suçunda Ön Ödeme Yapılırsa Ne Olur?

Kanundaki koşullar altında belirlenen miktar ve giderler süresinde ödenirse kamu davası açılmaz; açılmışsa kanuni sonuçları gündeme gelir. Ancak bunun için suçun ön ödeme kapsamında bulunması gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/537E. Ve 2021/706K. Sayılı İlamı

İddia, … 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 14.12.2012 tarihli suç duyurusu yazısı ve yazı ekinde yer alan anılan Mahkemenin 2011/68 esas sayılı dosyasına sanık tarafından sunulan 27.12.2012 tarihli dilekçe, sanık savunması ve tüm dosya içeriğinden; … … kayıtlı avukat olarak görev yapan sanığın, … 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/68 esas sayılı dosyasına davacı vekili sıfatıyla sunduğu 27.11.2012 tarihli dilekçesinde “…Bu iki markanın birbirine benzer olup olmadığıyla ilişkin çok basit bir tespit ve değerlendirmeyi, huzurdaki sayın hâkimin, yine kendisinin yeterli meslek bilgi ve tecrübeye sahip olmadığını kabul ederek, bilirkişilerin vereceği rapora göre hüküm tesis edeceğini, yani adeta bilirkişiler huzurdaki dava dosyasında hüküm tesis edeceğini 20.11.2012 tarihli celsedeki ifadesiyle kabul ve beyan etmiştir. … Sayın mahkeme hâkiminin taraflı olduğunu, ihtisas sahibi olduğu konuda davayı bilirkişiye sevk ederek, kendi ikrarıyla davayı incelemeye yetecek mesleki bilgi ve birikime sahip olmadığını kendisinin de kabul ettiğini… …Bu hususun tespiti okuma yazma becerisi olan 6 yaşındaki bir çocuğun dahi görebileceği kadar açıktır. Buna rağmen bu konuda bilirkişi raporu alma ihtiyacı duyan … sayın hâkimin davadan çekilmesini talep ediyoruz.” ifadelerine yer verdiği hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin “olmazsa olmaz şartı” olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.

Bu bağlamda;

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;

“Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.”,

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesinin birinci fıkrasında;

“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.” hükümlerine yer verilmiştir

Anayasamıza bakıldığında;

25. maddede “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında;

“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”

26. maddede, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.” hükümleri yer almıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise konuya ilişkin olarak; “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ‘haber’ ve ‘düşünceler’ için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her ‘formalite’, ‘koşul’, ‘yasak’ ve ‘ceza’, izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.” şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976).

Görüldüğü gibi, Sözleşme’nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.

Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.

Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.

Bu bağlamda TCK’nın “Hakaret” başlıklı 125. maddesi;

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK’dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek, hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. (Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, … Yayınevi, …, 2013, s. 430).

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.

Eleştiri ise, herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.

Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasa’dan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.

AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler bir değer yargısı içermekte olup somut bir olgu isnadından bahsedilemiyorsa, değer yargılarını destekleyecek “yeterli bir altyapı”nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulacaktır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.

Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.

İfade hürriyetinin yanında iddia ve savunma dokunulmazlığının değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

TCK’nın 128/1 maddesinde “yargı mercileri veya idari makamlar nezninde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilemez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.”

Madde gerekçesinde “bir hukuka uygunluk nedeni olan ve Anayasamızda da güvence altına alınan (Madde 36) iddia ve savunma dokunulmazlığı düzenlenmiştir. Bir talebin resmi bir makama iletilmesi, dilekçe hakkının kullanılması bağlamında hukuka uygun bir davranıştır. Ancak, dilekçe hakkı, dilekçenin içeriğindeki ifadeler açısından başlı başına bir hukuka uygunluk sebebi olarak mütala edilemez… İddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddi vakaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirilmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirilmeler, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilmemesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçunu oluşturur. İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnatların gerçek olması ve yapılan olumsuz değerlendirmelerin somut vakalara dayanması gerekir. Keza bu isnatların veya yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması gerekir; ancak uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır. Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakalara dayansa bile uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir.

Somut uyuşmazlıkla ilgili olmakla birlikte iddia ve savunma sınırını aşan hakareti mütazamın yazı ve sözlerin iddia ve savunma kapsamında mütala edilmesi mümkün değildir. Ancak bu ifadelerin kullanılmasına müsamaha ile bakılabilir. Çünkü, bu gibi durumlarda iddia ve savunmanın sınırı genellikle öfke ve gazabın etkisiyle aşılmaktadır…”

İddia ve savunma ile ilgili öğretide ise “Anayasanın 36. Maddesi ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamında TCK’nın 128. Maddesinde iddia ve savunma dokunulmazlığı düzenlenmiştir. İddia ve savunma hakkı, her türlü etkiden ve korkudan uzak bir şekilde kullanılması, bu hakkı kullanırken kullanan kişinin herhangi bir endişeye kapılmaması gerekir. Bu serbestliği dava konusu olayın aydınlanması veya bir hakkın ortaya çıkmasına hizmet edecektir.” (Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar Cilt:1, 2007 Baskı, Sayfa:236)

Hakkın kullanılması olarak kabul edilen ihbar ve şikayet hakkı Anayasanın 36. ve 74. maddelerinde düzenlenmiştir. Herkes kendisi ve kamu ile ilgili konularda yetkili makamlara şikayette bulunmak ve dava açmak hakkına sahiptir. Bu hakkın hakkı doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kullanılması, kötüye kullanılmaması zorunludur. (CGK 19.12.1994 tarih ve 4-327/349 sayılı kararı)

Bu hakkın kullanılması için gerçekleşmesi gereken koşullar şunlardır;

a) Eylemin iddia ve savunma niteliğindeki evrak ile yazılı olarak veya iddia ve savunma sırasında sözlü olarak yapılması gerektiği (şekil şartı),

b) Eylemin yargı organlarına verilen dilekçelerde veya bu organlar huzurunda yapılması zorunluluğu (yer şartı),

c) Hak kullanırken sınırın aşılmamasının gerekli olduğu (ölçülülük şartı),

Şeklinde sıralanabileceği,

Somut olayda şekil ve yer koşullarının oluştuğu tartışmasız ise de ölçülülük şartının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekecektir. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere iddia ve savunma sınırını aşan hakareti mutazammın yazı ve sözlerin iddia ve savunma kapsamında mütala edilmesi mümkün değil ise de bu ifadelerin kullanılmasına müsamaha ile bakılabileceği çünkü bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırının genellikle öfke ve gazabın etkisiyle aşıldığı, öfke ve gazap halinin kusurluluğun bir unsuru olan irade yeteneğini de etkilediği gözden uzak tutulmamalıdır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

… … kayıtlı avukat olarak görev yapan sanığın, … 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/68 esas sayılı dosyasına davacı vekili sıfatıyla sunduğu 27.11.2012 tarihli dilekçesinde “…Bu iki markanın birbirine benzer olup olmadığıyla ilişkin çok basit bir tespit ve değerlendirmeyi, huzurdaki sayın hâkimin, yine kendisinin yeterli meslek bilgi ve tecrübeye sahip olmadığını kabul ederek, bilirkişilerin vereceği rapora göre hüküm tesis edeceğini, yani adeta bilirkişiler huzurdaki dava dosyasında hüküm tesis edeceğini 20.11.2012 tarihli celsedeki ifadesiyle kabul ve beyan etmiştir. … Sayın mahkeme hâkiminin taraflı olduğunu, ihtisas sahibi olduğu konuda davayı bilirkişiye sevk ederek, kendi ikrarıyla davayı incelemeye yetecek mesleki bilgi ve birikime sahip olmadığını kendisinin de kabul ettiğini… …Bu hususun tespiti okuma yazma becerisi olan 6 yaşındaki bir çocuğun dahi görebileceği kadar açıktır. Buna rağmen bu konuda bilirkişi raporu alma ihtiyacı duyan … sayın hâkimin davadan çekilmesini talep ediyoruz.” ifadelerine yer verdiği ve anılan Mahkemece 14.12.2012 tarihinde sanık hakkında suç duyurusunda bulunulduğu olayda;

Sanığın suç kastı ile hareket etmediğine ve dilekçedeki ifadelere yalnızca dava konusuyla sınırlı olarak yer verdiğine dair savunması ile suça konu dilekçenin bütünlüğü ve yazılış amacı birlikte gözetildiğinde kullanılan ifadeler nezaket dışı, kaba, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde ise de TCK’nın 128. maddesindeki iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmesi gereken bu ifadelerin mahkeme hâkiminin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 13.02.2018 tarihli ve 8140-1580 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- … 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.03.2014 tarihli ve 433-66 sayılı hükmün, sanığa yüklenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun kanuni unsurları gerçekleşmediğinden CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 29.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/33801E. Ve 2024/8617K. Sayılı İlamı

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa’da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir.” denilmektedir.

Anayasa’nın 26 ncı maddesinde “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sisteminin bağlanmasına engel değildir.” şeklindeki düzenleme ile ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulacak araçlar olarak söz, yazı, resim veya başka yollar şeklinde ifade bulunmaktadır. Bu çerçevede ifade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesini, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunların tek başına ve başkalarıyla birlikte çeşitli yollarını serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelmektedir.

İfade özgürlüğü, iyi karşılanan veya rahatsız edici bulunmayan ya da kayıtsız kalınan bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda saldırgan bulunan, sarsıcı bir etki yaratan veya rahatsız eden türdeki bilgi ve fikirler için de geçerlidir. Bunlar demokratik toplumun vazgeçilmez özelliği olan çoğulculuğun, açık fikirliliğin ve hoşgörünün gereğidir. Ancak ifade özgürlüğü başkalarını küçük düşürücü, incitici, hakaret edici ve onlara saldırgan ifadeler kullanılmasını ve şiddete teşvik etmeyi de içermez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları doğrultusunda ifade özgürlüğünün sınırlarını yukarıdaki sayılı hususlar oluşturmaktadır.

AİHM’nin ve Yargıtayın kararları ışığında hakaret suçu değerlendirilirken mağdurun sade vatandaş, kamuya mal olmuş kişi, kamu görevlisi veya siyasetçi olup olmamasına göre değerlendirilme yapılması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında; sanığın söylediği kabul edilen soyut ifadelerin muhatabın …, … ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kayseri 8. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

Yargıtya 18. Ceza Dairesi 2018/2584E. Ve 2019/1314K. Sayılı İlamı

5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır.

Hakaret suçu mağdurun olmadığı veya mağdurun doğrudan vakıf olamayacağı bir şekilde işlendiğinde gıyapta hakaret suçu oluşmaktadır. Ancak gıyapta hakaret suçunun cezalandırılması için, failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek bu suçu işlemesi gerekmektedir. Suçun faili ihtilatı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. İhtilat kişilerle birebir görüşerek gerçekleşebileceği gibi, üç veya daha fazla kişiye mektup göndermek, telefon etmek, SMS veya e-mail göndermek suretiyle de gerçekleştirilebilir. Ancak ihtilat unsurunun gerçekleşmesi için, failin sözleri en az üç kişinin duyabileceği bir ortamda ve şekilde söylemesi yeterli olmayıp, muhatapların bizzat anlamaları ve vakıf olmaları lazımdır.

İnceleme konusu somut olayda; müşteki …, şüpheli …’in tanık …’nu arayıp kendisi hakkında hakaret sözleri söylediğini, tanık …’nun bu olayı kendisine bildirdiğini belirterek şikayetçi olmuştur. Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13/06/2017 tarih, 2017/6597 soruşturma, 2017/3079 karar sayılı kararıyla ihtilat şartının gerçekleşmediğinden bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

Müştekinin, itirazı üzerine Manavgat Sulh Ceza Hakimliği’nin 18/12/2017 tarih, 2017/3564 değişik iş sayılı kararıyla iletme kastının varlığı halinde ihtilat şartı aranmayacağı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.

Hakaret suçunun huzurda işlenmemesine rağmen, Kanun tarafından huzurda işlenmiş gibi cezalandırılan hali ise, ileti yoluyla yapılan hakarettir. TCK’nın 125/2. maddesinde, “Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” demek suretiyle, tahkir edici nitelikteki fiilin, ileti yoluyla mağduru hedef alması durumunda failin huzurda hakaret etmiş gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir. Buna göre, hakaret içeren bir mektup veya yazılı bir mesaj huzurda söylenmiş gibi cezalandırılacaktır. Suça konu olay ise sesli, yazılı, görüntülü bir iletiyle işlenmediğinden iletme kastının olup olmayacağı aranmayacaktır. Bu durumda ihtilat şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılması gerekmekte olup, şüphelinin gıyapta hakaret teşkil eden bu sözleri yalnızca tanık … tarafından tarafından duyulmuş ve bu kişi tarafından müştekiye iletilmiştir. Bu nedenle gıyapta hakaretin gerçekleşmesi için aranan “fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi” unsuru somut olayda gerçekleşmediğinden, şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi yerinde olup itiraz merciin itirazın reddi yerine kabulüne karar vermesi hukuka aykırıdır.

Sonuç ve Karar:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,

1- Hakaret suçundan şüpheli … hakkında, Manavgat Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/12/2017 tarihli ve 2017/3564 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

2- 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4-a maddesi gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 15/01/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

PER Legal

Per Legal hukuk bürosu temelinde müvekkillerin sorunları çözerek onların maddi ve manevi kazanımlarını hedeflemektedir. Çalışma prensibinde müvekkillerinin taleplerini hukuki zeminde birleştirerek onların en avantajlı kararları alması için yol gösterici olmaktadır.