
Sahte Ayakkabı Satmak Suç Mu? Marka Hakkı, E-Ticaret Ve Mağaza Satışı
Sahte ayakkabı satışı, Türk hukukunda çoğu durumda yalnızca “ayıplı mal satışı” olarak değil, doğrudan marka hakkına tecavüz, bazı hâllerde haksız rekabet ve ayrıca ceza sorumluluğu doğuran bir fiil olarak değerlendirilir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu marka hakkına tecavüz sayılan fiilleri ve bunların cezai sonuçlarını açıkça düzenlemektedir. Buna göre, başkasına ait markayı izinsiz kullanmak, markayı taklit etmek, taklit olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde o ürünleri satmak, dağıtmak, ithal etmek, ihraç etmek veya ticari amaçla elde bulundurmak hukuki ve cezai yaptırım doğurabilir.
Bu konuda ilk önemli ayrımı baştan yapmak gerekir: Uygulamada “fikri ve sınai haklar kanunu” şeklinde kullanılan ifade, çoğu zaman tek bir özel kanun adını değil, fikrî ve sınai mülkiyet alanını anlatan genel bir üst kavramı ifade eder. Sahte ayakkabı satışında ana mevzuat çoğunlukla 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu olur; çünkü uyuşmazlık çoğu kez tescilli marka, logo, ayırt edici işaret ve bazen de tasarım hakkı ihlali etrafında şekillenir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ise ancak ayakkabı üzerindeki grafik, çizim, özgün görsel tasarım veya eser niteliği taşıyan bir unsur ayrıca korunuyorsa devreye girer; klasik marka taklidi dosyalarında asıl dayanak çoğu zaman FSEK değil SMK’dır.
Sahte Ayakkabı Satışı Neden Hukuka Aykırıdır?
Sahte ayakkabı satışı, en tipik görünümüyle, tanınmış veya tescilli bir markanın aynısının ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerinin ürün üzerinde kullanılmasıdır. 6769 sayılı Kanun’un 29. maddesi; marka sahibinin izni olmadan markanın kullanılması, markanın taklit edilmesi ve taklit markalı ürünlerin satılması, dağıtılması, ticaret alanına çıkarılması, ithal veya ihraç edilmesi gibi fiilleri açıkça marka hakkına tecavüz saymaktadır. Bu nedenle sahte ayakkabı satışı yalnızca üretici bakımından değil; ürünü satışa arz eden, satan, depolayan, nakleden ve ticari amaçla elinde bulunduran kişiler bakımından da sorumluluk doğurabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, fiilin illa fiziki mağazada gerçekleşmesinin gerekmediğidir. İster mağazada, ister sosyal medya hesabı üzerinden, ister pazaryeri veya bağımsız e-ticaret sitesinde yapılsın; marka taklidi içeren ürünün ticari dolaşıma sokulması aynı ihlal çekirdeğini taşır. Satış kanalı değişse de marka hakkına tecavüzün temel unsurları değişmez.
Sınai Mülkiyet Kanunu Yönünden Değerlendirme
Marka Hakkına Tecavüzün Kapsamı
SMK m.29 yalnızca “üretimi” değil, taklit markalı ürünü satmayı, dağıtmayı, ticaret alanına çıkarmayı, ithal etmeyi, ihraç etmeyi, ticari amaçla elde bulundurmayı ve hatta bu ürüne ilişkin sözleşme yapılmasını teklif etmeyi de marka hakkına tecavüz kapsamında sayar. Bu nedenle “ben sadece satıcıyım, üretici değilim” savunması her zaman kurtarıcı olmaz. Özellikle ürünün sahte olduğunu bilen veya hayatın olağan akışına göre bilmesi gereken satıcılar bakımından sorumluluk oldukça ağırdır.
Ceza Sorumluluğu
SMK m.30’a göre, başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten, hizmet sunan, satışa arz eden, satan, ithal veya ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Aynı maddede, markaya ilişkin koruma işaretini yetkisiz kaldırma ve başkasına ait marka hakkı üzerinde yetkisiz tasarrufta bulunma da ayrıca suç olarak düzenlenmiştir.
Aynı hükümde, bu suçlardan dolayı cezaya hükmedilebilmesi için markanın Türkiye’de tescilli olması gerektiği ve soruşturma ile kovuşturmanın şikâyete bağlı olduğu da belirtilmiştir. Bu nedenle ceza hukuku bakımından koruma, özellikle Türkiye’de tescilli marka ekseninde çalışır. Ayrıca kanun, sahte malı satan kişinin malı nereden temin ettiğini bildirip üreticilerin ortaya çıkarılmasını ve mallara el konulmasını sağlaması hâlinde, belirli koşullarda cezasızlık sonucuna da yer vermiştir.
Hukuki Talepler Ve Tazminat
Marka hakkı ihlalinde ceza davası tek başına yeterli değildir; hak sahibi ayrıca hukuk davaları açabilir. SMK sisteminde hak sahibi, ihlalin tespitini, durdurulmasını, önlenmesini, el konulan veya piyasaya sürülen ürünler üzerinde işlem yapılmasını ve zararın tazminini talep edebilir. Öğreti ve uygulama açıklamalarında bu taleplerin özellikle SMK m.149, 150 ve 151 çerçevesinde şekillendiği kabul edilmektedir; yoksun kalınan kazanç hesabında da fiilî zarar, ihlal edenin elde ettiği muhtemel kazanç veya farazî lisans bedeli gibi yöntemler gündeme gelir.
Bu çerçevede sahte ayakkabı satışında marka sahibi, satıcıdan yalnızca ürünlerin toplatılmasını istemekle yetinmez; aynı zamanda satış nedeniyle uğradığı maddi zarar, yoksun kalınan kazanç, markanın piyasa itibarı zedelenmişse manevi tazminat ve uygun şartlarda itibar tazminatı da isteyebilir. Özellikle markanın tanınmışlığı yüksekse, sahte ürünlerin dolaşıma girmesi marka değerini ve tüketici güvenini de doğrudan etkileyebilir.
Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunu Yönünden Değerlendirme
Sahte ayakkabı dosyalarının tamamı FSEK meselesi değildir. Bir ayakkabının üzerinde kullanılan kelime markası, logo, amblem veya ticari işaret bakımından esas koruma çoğu durumda SMK’dadır. Ancak ayakkabı üzerindeki desen, illüstrasyon, grafik çalışma, kutu tasarımı veya reklam görseli bağımsız olarak eser niteliği taşıyorsa, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu da ayrıca gündeme gelebilir. FSEK, eser sahibinin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat ürünlerini korur; bu sebeple sahte ayakkabının üzerinde yer alan görsel unsur bir eser niteliği taşıyorsa çoğaltma, yayma veya işleme fiilleri ayrıca FSEK ihlali doğurabilir.
Bu yüzden uygulamada bazı ürünler bakımından çifte koruma söz konusu olabilir. Örneğin ayakkabı üzerindeki logo tescilli marka olarak SMK ile korunurken, kutu tasarımı veya özgün çizim FSEK kapsamında ayrıca korunabilir. Ancak marka taklidi merkezli klasik “sahte sneaker” vakalarında temel hukuki eksen yine marka hakkına tecavüzdür.
Marka Ve Patent Hukuku Yönünden Değerlendirme
Kullanımda çoğu zaman “marka patent hukuku” denilse de, sahte ayakkabı satışında ihlal edilen hak her zaman patent olmayabilir. Patent, teknik bir buluşu korur; marka ise ticari kaynağı gösteren işareti korur; tasarım ise ürünün görünümünü korur. Sahte ayakkabı dosyalarında en sık görülen ihlal markadır; bazı dosyalarda ayrıca ayakkabının dış görünümü tescilli veya tescilsiz tasarım korumasından da yararlanabilir. Bu nedenle hukuki inceleme yapılırken markanın yanında tasarım ve varsa patent/faydalı model boyutu da ayrıca analiz edilmelidir.
Buna karşılık, ceza hukuku bakımından SMK’daki açık suç tipleri doğrudan marka hakkına tecavüz bölümünde düzenlenmiştir. Bu nedenle sahte ayakkabı satışında gündeme gelen ana ceza normu marka cezasıdır. Patent veya tasarım boyutu çoğu zaman daha çok özel hukuk koruması ve ihtiyati tedbir/tazminat ekseninde önem taşır.
Dijital Platformlarda Ve Online Alışveriş Sitelerinde Sahte Ayakkabı Satışı
Satıcı Bakımından Sorumluluk
Bir pazaryerinde, sosyal medya hesabında, ilan sitesinde veya bağımsız e-ticaret sitesinde sahte ayakkabı satılması, satışın internet ortamında yapılmış olması nedeniyle hukuka uygun hâle gelmez. Online satış da mağaza satışı gibi marka hakkına tecavüz oluşturabilir ve SMK m.29-30 çerçevesinde hem hukukî hem cezai sonuç doğurabilir. Ürünün internetten satışa sunulması, sipariş alınması, depolanması ve kargolanması ticari dolaşıma sokma kapsamında değerlendirilebilir.
E-Ticaret Platformunun Konumu
Elektronik ticarette aracı hizmet sağlayıcılar yönünden ayrıca özel bir şikâyet ve kaldırma mekanizması bulunmaktadır. Elektronik Ticaret Aracı Hizmet Sağlayıcı ve Elektronik Ticaret Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmelik kapsamında, fikrî ve sınai mülkiyet hakkı ihlali iddiası platforma belirli usulle iletilebilmekte; bu başvurunun ulaşmasından sonra platformun şikâyete konu ürünü 48 saat içinde yayından kaldırmasına ilişkin mekanizma öngörülmektedir. Bu düzenleme, hak sahibine özellikle pazaryerleri bakımından hızlı müdahale imkânı sağlar.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Platformun ilanı kaldırma yükümlülüğü ile, sahte ürünü fiilen satışa sunan satıcının esas marka ihlali sorumluluğu aynı şey değildir. Somut olayda platformun rolü, şikâyet sonrası tutumu, ihlali kolaylaştırma derecesi ve mevzuattaki özel yükümlülüklere uyup uymadığı ayrı değerlendirilir. Buna karşılık doğrudan ürünü satan kişi bakımından marka ihlali sorumluluğu çok daha belirgindir.
Tüketici Hukuku Boyutu
Online alışverişte sahte ayakkabı satın alan tüketici bakımından mesele yalnızca marka hukuku değil, aynı zamanda tüketici hukuku sorunudur. Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği’ne göre tüketici, kural olarak mal tesliminden itibaren 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeden ve cezai şart ödemeden cayma hakkına sahiptir. Satıcı veya sağlayıcı tüketiciyi gereği gibi bilgilendirmezse bu süre, belirli koşullarda bir yıla kadar uzayabilir.
Bunun yanında 6502 sayılı Kanun bakımından sahte veya orijinal olmayan bir ürün çoğu durumda tüketiciye vaat edilen nitelikleri taşımadığından ayıplı mal niteliği de gösterebilir. Tüketici bu durumda bedel iadesi, misli ile değişim, ayıp oranında indirim veya ücretsiz onarım gibi seçimlik haklara dayanabilir; sahte ürün olayında pratikte en çok bedel iadesi ve sözleşmeden dönme gündeme gelir. Teknik düzenlemeye uygun olmayan ürünlerin piyasaya arz edilemeyeceği de mevzuatta açıkça vurgulanmıştır.
Fiziksel Mağazada Sahte Ayakkabı Satışı
Fiziksel mağazada sahte ayakkabı satılması, çoğu kez ispat bakımından daha klasik deliller üretir: mağaza fişi, fatura, ürün kutusu, etiket, depo kayıtları, kamera kayıtları, tanık anlatımları ve kolluk baskınları gibi unsurlar dosyaya girer. Ancak hukuki nitelendirme bakımından internet satışından farklı bir rejim uygulanmaz. Mağaza vitrininde, rafta veya stokta sahte markalı ürün bulundurulması da SMK m.29-30 kapsamında ciddi sonuçlar doğurabilir.
Ayrıca fiziki mağaza satışı, Türk Ticaret Kanunu anlamında haksız rekabet boyutu da taşıyabilir. TTK m.54 dürüst ve bozulmamış rekabetin korunmasını amaçlar; m.62 ise belirli haksız rekabet fiillerini şikâyet üzerine iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile yaptırıma bağlar. Sahte ayakkabı satışı, özellikle tüketiciyi yanıltıcı tanıtım, başkasının ürünleriyle karışıklık yaratma ve dürüst rekabet düzenini bozma yönlerinden haksız rekabet hükümlerini de tetikleyebilir.
Tazminat Sorumluluğu Kime Karşı Doğar?
Marka Sahibine Karşı Sorumluluk
Sahte ayakkabı satıcısının ilk ve en doğrudan sorumluluğu, çoğunlukla marka sahibine karşı doğar. Marka sahibi; ihlalin tespiti, durdurulması, önlenmesi, mallara el konulması, imha, maddi tazminat, yoksun kalınan kazanç ve uygun şartlarda manevi tazminat talep edebilir. İhlalin geniş çaplı, sürekli ve ticari organizasyon içinde yapılması hâlinde, zarar hesabı da buna paralel şekilde büyüyebilir.
Tüketiciye Karşı Sorumluluk
Sahte ürünü “orijinal” diye satan kişi, tüketiciye karşı da sorumlu olur. Burada tüketicinin uğradığı zarar sadece ürün bedeliyle sınırlı kalmayabilir; olayın niteliğine göre kargo, iade, işlem masrafı ve bazı durumlarda genel hükümlere dayalı ek talepler de gündeme gelebilir. Özellikle internet ilanında ürünün orijinal olduğu yönünde açık beyanlar varsa, bu beyanlar sözleşmenin içeriğine dâhil olur ve aykırılık daha görünür hâle gelir.
Rakiplere Ve Piyasaya Karşı Sorumluluk
Sahte ürün satışı, yalnızca marka sahibini değil, dürüst çalışan rakipleri ve piyasa düzenini de bozar. Bu nedenle haksız rekabet hükümleri çerçevesinde de rakiplerin veya menfaati ihlal edilen diğer kişilerin talep hakları doğabilir. Özellikle sistematik şekilde “orijinal ürün” izlenimi veren düşük fiyatlı taklit ürün satışı, dürüst rekabet düzenine ciddi zarar verir.
Ceza Sorumluluğu Hangi Kişileri Kapsar?
Ceza sorumluluğu yalnızca fiilen satış yapan kasiyerle sınırlı değildir. Somut olaya göre mağaza sahibi, şirket yetkilisi, e-ticaret satıcı hesabını yöneten kişi, depocu, dağıtıcı ve organizasyonu yöneten diğer kişiler bakımından da rol ve iştirak durumuna göre değerlendirme yapılabilir. SMK m.30 ayrıca suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmedilebileceğini de düzenlemektedir.
Buna karşılık, yalnızca kişisel ihtiyaç ölçüsünde elinde ürün bulunduran nihai tüketici ile ticari amaçlı dağıtım ve satış ağı içindeki kişiler aynı kategoride değerlendirilemez. Uygulamada asıl yoğunlaşma, sahte ürünü ticari amaçla piyasaya süren ve dolaşıma sokan kişiler üzerindedir.
“Sahte ayakkabı satmak suç mu?” sorusunun cevabı, Türk hukuku bakımından çoğu olayda evettir. Başkasına ait tescilli markayı taklit ederek veya taklit olduğunu bildiği ürünü satarak piyasaya sürmek, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında marka hakkına tecavüz oluşturur; bu fiil hem ceza sorumluluğu hem de tazminat sorumluluğu doğurur. Online satış, pazaryeri kullanımı, sosyal medya üzerinden satış veya fiziksel mağaza satışı bu temel sonucu değiştirmez; yalnızca ispat ve uygulama araçlarını farklılaştırır.
Sahte Ayakkabı Satmak Tek Başına Ceza Davası Açılması İçin Yeterli Midir?
Tescilli bir markanın taklit edilerek ürünün satılması veya satışa arz edilmesi, SMK m.30 kapsamında suç oluşturabilir. Ancak ceza sorumluluğu bakımından markanın Türkiye’de tescilli olması ve sürecin şikâyete bağlı yürüdüğü unutulmamalıdır.
Online Pazaryerinde Sahte Ayakkabı Satışı Da Suç Sayılır Mı?
Evet. Pazaryeri, sosyal medya veya bağımsız internet sitesi üzerinden yapılan satış da marka hakkına tecavüz oluşturabilir. Satışın internetten yapılması, fiili hukuka uygun hâle getirmez.
Platform Ürünü Kaldırmak Zorunda Mıdır?
Fikrî ve sınai mülkiyet hakkı ihlali iddiası, Yönetmelik’te öngörülen usulle platforma bildirildiğinde, ürünün 48 saat içinde yayından kaldırılmasına ilişkin mekanizma öngörülmektedir. Ancak bu, somut olayda satıcının asıl ihlal sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Tüketici Sahte Ayakkabı Satın Aldığında Ne Yapabilir?
Tüketici, mesafeli satışta cayma hakkını kullanabilir; ayrıca ürünün sahte olması sebebiyle ayıplı mal hükümlerine de dayanabilir. Bu durumda en sık kullanılan yol, bedel iadesi ve sözleşmeden dönmedir.
FSEK Her Sahte Ayakkabı Dosyasında Uygulanır Mı?
Hayır. FSEK ancak ayakkabı üzerindeki görsel, çizim, desen veya başka bir unsur eser niteliği taşıyorsa ayrıca devreye girer. Klasik marka taklidi vakalarında esas dayanak çoğu zaman SMK’dır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/67E. Ve 2020/253K. Sayılı İlamı
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlükte marka; “Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel ad veya işaret” şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca marka için; “Taciri ve/veya işletmeyi değil, belli bir işletmeye ait mal veya hizmetin tanıtılması ve ayırt edilmesine yarayan işaret.” şeklinde tanımlama da bulunmaktadır (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2017, s. 285.). Mülga 556 sayılı KHK’nın “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinde ise marka, ortak markalar ve garanti markaları dahil ticaret markaları veya hizmet markalarını ifade ettiği belirtilmiş ve 5. maddesi ile markanın içereceği işaretler belirlenmiştir. Anılan maddeye göre; marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümlerine bakıldığında ise mülga 556 sayılı KHK’daki gibi bir marka tanımına yer verilmediği, Kanun’un 4. maddesinde marka olabilecek işaretlerin düzenlendiği, “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (ı) bendinde ise “Sınai Mülkiyet Hakkı”nın markayı, coğrafi işareti, tasarımı, patent ve faydalı modeli ifade ettiğinin belirtildiği görülmektedir.
Marka hakkının ihlali suçu, suç tarihi itibarıyla yürürlükte olup 10.01.2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6769 sayılı Kanun’un 191. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 556 sayılı KHK’nın 5833 sayılı Kanun ile değişik 61/A. maddesinde tanımlanmış olup madde metni;
“Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal veya hizmet üreten, satışa arz eden veya satan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
Marka koruması olan eşya veya ambalajı üzerine konulmuş marka koruması olduğunu belirten işareti yetkisi olmadan kaldıran kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
Yetkisi olmadığı halde başkasına ait marka hakkı üzerinde satmak, devretmek, kiralamak veya rehnetmek suretiyle tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ayrıca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı cezaya hükmedebilmek için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır.
Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.
Üzerinde başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı satışa arz eden veya satan kişinin bu malı nereden temin ettiğini bildirmesi ve bu suretle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara elkonulmasını sağlaması halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”,
Mülga 556 sayılı KHK’nın 5833 sayılı Kanun ile değişik “Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller” başlıklı 61. maddesi;
“Aşağıda sayılan fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:
a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 9 uncu maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için gümrük bölgesine yerleştirmek, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutmak veya ticari amaçla elde bulundurmak.
d) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.”,
Mülga 556 sayılı KHK’nın 5833 sayılı Kanun ile değişik “Marka tescilinden doğan hakların kapsamı” başlıklı 9. maddesi ise;
“Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibi, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep edebilir:
a) Markanın tescil kapsamına giren aynı mal ve/veya hizmetlerle ilgili olarak, tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin kullanılması.
b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal ve/veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal ve/veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından, işaret ile tescilli marka arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.
c) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsamına giren mal ve/veya hizmetlerle benzer olmayan, ancak Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle tescilli markanın itibarından dolayı haksız bir yarar elde edecek veya tescilli markanın itibarına zarar verecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılması.
Aşağıda belirtilen durumlar, birinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir:
a) İşaretin mal veya ambalajı üzerine konulması.
b) İşareti taşıyan malın piyasaya sürülmesi veya bu amaçla stoklanması, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi veya o işaret altında hizmetlerin sunulması veya sağlanması.
c) İşareti taşıyan malın gümrük bölgesine girmesi, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması.
d) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.
e) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması koşuluyla, işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması…” şeklinde düzenlenmiş iken,
10.01.2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6769 sayılı Kanun’un “Marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler” başlıklı 30. maddesi;
“(1) Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
(2) Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldıran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
(3) Yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
(4) Bu maddede yer alan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde ayrıca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(5) Bu maddede yer alan suçlardan dolayı cezaya hükmedebilmek için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır.
(6) Bu maddede yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.
(7) Başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı, satışa arz eden veya satan kişinin bu malı nereden temin ettiğini bildirmesi ve bu suretle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara elkonulmasını sağlaması hâlinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”,
Aynı Kanun’un “Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller” başlıklı 29. maddesi;
“(1) Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır:
a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak.
ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.
(2) 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü tecavüz davalarında def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır.”,
“Marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnaları” başlıklı 7. maddesi ise;
“(1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir.
(2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır:
a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması.
b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması.
c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
(3) Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir:
a) İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması.
b) İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi.
c) İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi.
ç) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.
d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması.
e) İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması.
f) İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması…”
Şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre mülga 556 sayılı KHK’nın 61/A-1. maddesinde düzenlenen marka hakkına tecavüz suçunun oluşabilmesi için;
1- Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek,
2- Mal veya hizmet üretmek, satışa arz etmek veya satmak fiillerinden birinin gerçekleştirilmesi gerekirken,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlenen marka hakkına tecavüz suçunun oluşabilmesi için ise;
1- Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek,
2- Mal üretmek veya hizmet sunmak, satışa arz etmek veya satmak, ithal ya da ihraç etmek, ticari amaçla satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak fiillerinden birinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Marka hakkına tecavüz fiili, bir markanın sahibi olmaksızın veyahut marka sahibinin yasal ve usule uygun izni olmaksızın ilgili markanın kullanılması olarak ifade edilebilir. Mülga 556 sayılı KHK’nın 61/A-1 ve 6769 sayılı Kanun’un 30. maddeleri, suçun temeline marka hakkına tecavüz fiilini koymaktadır.
Mülga 556 sayılı KHK’nın 61 ve 6769 sayılı Kanun’un 29. maddelerinde ise marka hakkına tecavüz sayılan fiiller açıklanmıştır. Anılan maddelerin birinci fıkralarının (a) bentlerinde markayı KHK’nın 9 ve Kanun’un 7. maddelerinde belirtilen biçimlerde kullanmak eylemlerinin marka hakkına tecavüz sayılan fiillerden olduğu belirtildiği için KHK’nın 9 ve Kanun’un 7. maddelerinin de incelenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak hangi hâllerin “iktibas” veya “iltibas” suretiyle tecavüz sayılacağının tespiti için mülga 556 sayılı KHK’nın 61 ve aynı maddenin yollamasıyla 9. maddeleri ile 6769 sayılı Kanun’un 29 ve aynı maddenin yollamasıyla 7. maddelerine bakılacaktır.
Mülga 556 sayılı KHK ile 6769 sayılı Kanun’da yer bulan marka hakkına tecavüz suçu seçimlik hareketli bir suçtur. Bu nedenle hükümlerde sayılan hareketlerden birinin veya birden fazlasının işlenmesi hâlinde tek bir suç oluşur.
Üretmek, satışa arz etmek veya satmak şeklindeki seçimlik hareketler mülga 556 sayılı KHK ile 6769 sayılı Kanun’da ortak sayılmış olup 6769 sayılı Kanun’da ayrıca ithal ya da ihraç etmek, ticari amaçla satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak fiilleri seçimlik hareket olarak sayılmıştır.
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlükte üretmek; “Oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek.”, satmak; “Bir değer karşılığında bir malı alıcıya vermek.”, arz etmek; “Sunmak.”, nakletmek; “Nakil işini yapmak, bir yerden başka bir yere geçirmek, iletmek.”, ithal etmek; “Bir ülkeye başka ülkelerden mal getirmek.”, ihraç etmek; “Yurt dışına mal veya hizmet satmak.” şeklinde tanımlanmıştır. Satışa arz etme, bir ürünün satış için sunulmasıdır. Satıştan farklı olmakla birlikte satışın öncülü niteliğinde bir fiildir. Fail yine satışa yönelik bir irade göstermektedir. Ancak henüz satış gerçekleşmemiş olup fail satışın gerçekleşmesi için bir eylemde bulunmaktadır. Satışa arz etme, mülga 556 sayılı KHK’da sayılmadığı hâlde 6769 sayılı Kanun’a eklenen ithal ya da ihraç etmek, ticari amaçla satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak şeklindeki seçimlik hareketleri kapsayacak şekilde açıklanamayacağı kabul edilmelidir.
6769 sayılı Kanun ile birlikte seçimlik hareketlere eklenen satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak fiilleri ticari amaçla gerçekleştirilmelidir. Buna göre adi iş veya tüketici işlemi niteliğindeki sayılan fiiller suç oluşturmayacaktır.
Öte yandan, mülga 556 sayılı KHK’nın 61. maddesi ile 6769 sayılı Kanun’un 29. maddesinde düzenlenen marka hakkına tecavüz sayılan fiiller, aynı KHK ve Kanun’da düzenlenen hukuk davalarına konu olan haksız fiillerden olup marka hakkına tecavüz suçunun unsurlarını belirlerken doğrudan dikkate alınamazlar. Mülga 556 sayılı KHK’nın 61. maddesinin 9. maddeye, 6769 sayılı Kanun’un 29. maddesinin ise 7. maddeye atıf yaparak tecavüz fiillerinin düzenlendiği, KHK’nın 61/A ve Kanun’un 30. maddelerinin ise marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümlerini düzenlerken anılan maddelere doğrudan atıfta bulunmadığı, bu nedenle marka hakkına tecavüz suçunun unsurlarını mülga 556 sayılı KHK’nın 61/A ve 6769 sayılı Kanun’un 30. maddelerinin belirleyeceği, yalnızca hangi hâllerin iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz sayılacağının tespiti için cezai hükümler dışındaki belirtilen düzenlemelerden yararlanılabileceği kabul edilmelidir.
Bu nedenle marka hakkına tecavüz sayılan fiillerden olan ve mülga 556 sayılı KHK’nın 61. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde sayılan “Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için gümrük bölgesine yerleştirmek, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutmak veya ticari amaçla elde bulundurmak.” şeklindeki eylemler ile 6769 sayılı Kanun’un 29. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde sayılan ve yine marka hakkına tecavüz sayılan fiillerden olan “Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak.” şeklindeki eylemler marka hakkına tecavüz suçunun seçimlik hareketleri arasında kabul edilemez.
Gelinen bu aşamada 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda yer alan ilgili düzenlemeler üzerinde durulacaktır.
4458 sayılı Kanun’un 57. maddesi;
“1. a) Fikri ve sınaî haklar mevzuatına göre korunması gereken haklar ile ilgili olarak hak sahibinin yetkilerine tecavüz eder mahiyetteki eşyanın alıkonulması veya gümrük işlemlerinin durdurulması hak sahibinin veya temsilcisinin talebi üzerine gümrük idareleri tarafından gerçekleştirilir. Durdurma veya alıkoyma kararı hak sahibi veya temsilcisi ile beyan sahibi veya 37 nci maddede belirtilen kişilere bildirilir.
b) Gümrük idaresine henüz bir talepte bulunulmadığı durumda ve söz konusu eşyanın fikri ve sınaî mülkiyet haklarını ihlal ettiğine dair açık deliller olması halinde, hak sahibinin ge-çerli bir başvuruda bulunabilmesini teminen, gümrük idareleri tarafından eşya üç işgünü süresince re’sen alıkonulabilir veya eşyanın gümrük işlemleri durdurulabilir.
2. Fikri ve sınaî hakların ihlal edildiği gerekçesi ile gümrük idaresine yapılan başvurunun kabulü, söz konusu eşyanın gümrük idaresince gereğince muayene edilmeden bırakıldığı veya eşyanın alıkonulması için herhangi bir önlem alınmadığı gerekçesi ile hak sahibine tazminat hakkı doğurmaz. Fikri ve sınaî hakları ihlal eden eşya ile mücadele kapsamında, gümrük idaresince başvuru üzerine veya re’sen hareket edilmesi nedeniyle ilgili kişilerin zarara uğramasından güm-rük idaresi ve yetkilileri sorumlu tutulamazlar.
3. Gümrük idaresince alınan durdurma veya alıkoyma kararının hak sahibine tebliğinden itibaren çabuk bozulabilir eşya için üç iş günü, diğer eşya için on iş günü içinde hak sahibince ihtiyati tedbir kararı getirilmemesi halinde, eşya hakkında beyan sahibinin talepte bulunduğu gümrük rejimi hükümlerine göre işlem yapılır. Haklı bir mazeretin bulunması halinde, hak sahibi-nin talebi üzerine, gümrük idaresince on iş gününe kadar ek süre verilebilir.
4. Gümrük idaresince gümrük işlemleri durdurulan veya alıkonulan eşya, yetkili mahkemece alınan karar doğrultusunda imha veya asli nitelikleri değiştirilerek tasfiye edilir.
5. Yolcuların kendi kullanımlarına mahsus kişisel eşya ile ticari mahiyette olmayan ve gümrük vergisi muafiyeti sınırları içinde kalan hediyelik eşya için bu madde hükümleri uygulanmaz. Aynı şekilde, fikri ve sınaî haklar mevzuatına göre korunması gereken haklar ile korunmuş ve hak sahibinin izni ile üretilmiş eşyanın; hak sahibinin rızası dışında bir gümrük işlemine tabi tutulması veya hak sahibinin onayladığından farklı şartlarda üretilmesi veya başka şartlarda bir marka taşıması halinde, söz konusu eşya bu madde hükümleri kapsamı dışında tutulur.
6. Gümrük idaresince gümrük işlemleri durdurulan veya alıkonulan eşyanın mahkemece fikri ve sınaî hakları ihlal ettiğinin tespitine gerek olmaksızın kolaylaştırılmış imha kapsamında gümrük kontrolü altında imhasına gümrük idaresi tarafından izin verilebilir. Kolaylaştırılmış imhaya ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
7. Gümrük idaresince gümrük işlemleri durdurulan veya alıkonulan eşyanın hak sahibinin belirlediği tutarda teminatla iadesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”,
Aynı Kanun’un 84. maddesi;
“1. Transit rejimi;
a) İthalat vergileri ve ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmayan serbest dolaşıma girmemiş,
b) İhracatla ilgili gümrük işlemleri tamamlanmış,
eşyanın, gümrük gözetimi altında Türkiye Gümrük Bölgesi içindeki bir noktadan diğerine taşınmasına uygulanır.
2. Gümrük idareleri, transit rejimine tabi tutulan eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesi içinde;
a) Yabancı bir ülkeden yabancı bir ülkeye,
b) Yabancı bir ülkeden Türkiye’ye,
c) Türkiye’den yabancı bir ülkeye,
d) Bir iç gümrük idaresinden diğer bir iç gümrük idaresine,
taşınmasına izin verir.
3. Transit rejimine tabi eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesinde taşınması;
a) Transit rejimi beyanı kapsamında,
b) TIR karnesi kapsamında,
c) Transit belgesi olarak kullanılan ATA karnesi kapsamında,
d) Kuvvetlerin Statüsüne Dair Kuzey Atlantik Anlaşmasına Taraf Devletler Arasındaki Sözleşme ile öngörülen form 302 kapsamında,
e) Posta kolileri dâhil olmak üzere posta yoluyla,
f) Yönetmelik ile belirlenecek hallerde, demiryolu ile taşımada CIM Taşıma Belgesi, büyük konteynerler ile taşımada TR Transfer Notu, havayolu ve denizyolu ile taşımada eşya manifestosu kapsamında,
yapılır.
4. a) Transit rejimine tabi tutulan eşya ve gerekli belgeler, rejimi düzenleyen hükümlere uygun olarak varış gümrük idaresine sunulduğunda, transit rejimi sona erer.
b) Hareket gümrük idaresindeki bilgi ve belgeler ile varış gümrük idaresindeki bilgi ve belgelerin karşılaştırılması sonucunda, transit rejiminin usulüne uygun olarak sonlandırıldığının belirlenmesi halinde rejim ibra edilir.
5. Transit rejiminin uygulanmasında ekonomik etkili bir gümrük rejimine tabi eşyanın taşınmasına ilişkin olarak Müsteşarlıkça belirlenecek özel hükümler saklıdır. Müsteşarlık, transit eşyanın cinsine, niteliğine ve taşımanın özelliğine göre veya Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülükleri çerçevesinde, bu Bölümdeki madde hükümlerine bağlı kalmak-sızın transit rejimine ilişkin düzenlemeler yapılması konusunda yetkilidir.” hükmünü haizdir.
Gümrük Kanunu’nun 57. maddesinde, fikrî ve sınaî haklar mevzuatına göre korunması gereken haklar ile ilgili olarak hak sahibinin yetkilerine tecavüz eder mahiyetteki eşyaya rastlanılması hâlinde Gümrük İdaresince yapılması gereken işlemler, aynı Kanun’un 84. maddesinde ise transit rejimiyle ilgili genel hükümler düzenlenmiştir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Müdürlüğünce suç tarihinde yapılan incelemede, sanıkların ortağı ve yetkilisi oldukları Kamer Lojistik ve Dış Ticaret Ltd. Şti. isimli şirket adına tescilli olan transit beyannamesi ile nakledilen Chanel marka çantaların, sınaî haklar mevzuatına göre korunması gereken haklar ile ilgili olarak hak sahibinin yetkilerine tecavüz eder mahiyette eşya niteliğinde olduğunun anlaşılması sebebiyle bu ürünlerin ithal işleminin durdurulmasına karar verilerek hak sahiplerinin durumdan haberdar edilmesi üzerine marka hakkına tecavüz suçu bakımından katılan şirket tarafından şikâyet hakkının kullanıldığı olayda;
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 28.01.2009 tarihli ve 27124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5833 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişik 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 61/A-1. maddesinde düzenlenen marka hakkına tecavüz suçunun ceza miktarı bakımından 10.01.2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda sanıklar lehine değişiklik yapılmadığı anlaşılmış ise de;
4458 sayılı Gümrük Kanunu ilgili hükümleri, transit beyannamesi ve sanıkların savunmaları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanıkların eyleminin mülga 556 sayılı KHK’nın 61/A-1. maddesinde düzenlenmeyen ancak 10.01.2017 tarihli ve 29944 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasında sayılan seçimlik hareketler kapsamında kaldığı, mülga 556 sayılı KHK hükümleri uyarınca sanıkların eyleminin “üretmek”, “satmak” veya “satışa arz etmek” şeklindeki seçimlik hareketlerden biri kapsamında değerlendirilemeyeceği,
Mülga 556 sayılı KHK’nın 61/A maddesinde marka hakkına tecavüz suçu düzenlenirken aynı KHK’nın 61 ve 9. maddelerine de doğrudan atıfta bulunmadığı, cezai hükümler içeren mülga 556 sayılı KHK’nın 61/A maddesi dışındaki düzenlemeler ile de seçimlik hareketlerin genişletilemeyeceği, keza TCK’nın 2. maddesinde yer alan; “(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” şeklindeki düzenleme uyarınca da bu hususun hüküm altına alındığı,
TCK’nın 7/2. maddesinde “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” şeklindeki düzenleme uyarınca sanıklar hakkında suçun unsurları bakımından lehe olan ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK’nın 61/A-1. maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiği, suça konu eşyaların Türkiye’de herhangi bir şekilde serbest dolaşıma da sokulmadığı anlaşıldığından, sanıkların eyleminin suç tarihi itibarıyla marka hakkına tecavüz suçunun unsurlarını oluşturmadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca gerekli idari işlemlerin yapılması için suça konu ürünlerin Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Müdürlüğüne teslim edilmesi gerektiği gözetilmeden sanık …’a iadesine karar verilmesinin isabetli olmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, sanıklara yüklenen eylemin suç oluşturmadığına ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, suça konu ürünlerin Gümrük İdaresine teslimine karar verilmesi gerekirken sanık …’a iadesine karar verilmesi isabetli olmadığından, hükmün üçüncü fıkrasından “Sanık …’a iadesine” ibaresinin çıkarılıp yerine “Sabiha Gökçen Havalimanı Gümrük Müdürlüğüne iadesine” ibaresinin yazılması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

